BATTAL GAZİ
Battal Gazi , Arap-Emevi yönetiminin 8. yüzyılda Bizans'a karşı
yürüttüğü savaşlarda ünlemiş Arap-İslam Devleti'nin komutanlarındandır.
Yaşamı destanlaşmıştır. Arap ve Türk destansal halk romanlarının
kahramanı olmuştur. Türkler arasında "Battal Gazi", "Seyyid Battal" ve "Seyyid
Battal Gazi" adlarıyla bilinir. "Hüseyin Gazi"nin oğludur. Annesi "Saide
Hatun"dur. Eşi amcasının kızı "Zeynep Hanım"dır. Annesi, eşi ve iki
oğlunun mezarları eski Malatya'dadır. İmam Hüseyin'in soyundan geldiği
ve "Seyyid" olduğu savunulmaktadır. Battal Gazi'nin tüm yaşamı
Anadolu'da geçmiştir. Anadolulu'dur. Bu nedenle ulusal bir Türk
kahramanı kimliği sergiler. 680'de Malatya'da doğmuş, 740'da
Eskişehir'de antik dönemde "Nakoleia", Bizans döneminde "Mesiha",
Türklerin yerleştiği dönemlerde "Türkmen Köyü" adlarını taşıyan bugünkü
Seyidgazi İlçesi'nde ölmüş ve buradaki "Üçler Tepesi" denilen yere defin
edilmiştir. Mezarını, I. Alaeddin Keykubat'ın annesi Ümmühan Sultan
keşfetmiş ve buraya türbesi yaptırılmıştır. Türbe, giderek bir külliyeye
dönüşmüştür. Malatya, Kayseri ve Eskişehir'de makamları vardır. Tarihsel
kişiliği konusunda değişik görüşler vardır. Kaynaklar onu farklı adlarla
ve farklı biçimlerde anarlar.
Battal Gazi'nin Kökeni, Soyu, Memleketi ve Yaşadığı Dönem:
Battal Gazi'nin kökeni, soyu ve doğum-ölüm yerleri ile yılları
tartışmalıdır. Ebü'l Muhasin ve İbnü'l Esir'e göre Battal Gazi
"Antakyalı", Sibt'e göre ise "Şamlı (Dımışk)"dır. Arap kökenlidir.
İbnü'l Asakir'e göre, Emeviler'in özgürlüğünü verdikleri bir köledir.
Yani İranlı, Türk gibi Arap olmayan topluluklardan devlet hizmetine
alınan "mevaliler"dendir ve Arap soylarından değildir . İbnü'l Asakir'in
bu kaydı Battal Gazi'nin soyunun belirlenmesi konusunda çok önemlidir.
Bu görüş de yine Ortaçağ'ın önemli tarihçilerinden İbnü'l Esir'den
kaynaklanmaktadır. İbnü'l Esir Battal Gazi'nin soy olarak Arap olmayıp,
Emevilere bağlanmış azatlı bir mevali (köle) ailesinden geldiğini yazar.
Bu görüşü Prof. A. Y. Ocak Diyanet Vakfı'nın yayınladığı İslam
Ansiklopedisi'ndeki yazısında destekler. Kimi kaynaklarda Malatya'da
doğduğu belirtilir. Ama eğer 740'larda Emeviler döneminde öldüyse
Malatyalı oluşu kuşkulu olmalıdır. Çünkü, Emeviler döneminde bu yörelere
bir Arap yerleşimi olmamıştır. Köprülü de Malatya doğumlu oluşuna
kuşkuyla bakmaktadır. Oysa, Evliya Çelebi, Jacop ve Hammer "Arap seyyidi"
Battal Gazi'nin doğum yerinin Malatya olduğunu yazarlar . Ahmet Rıfat,
Battal Gazi'nin "Antakyalı bir Arap emiri" olduğunu ve Melik Hişam
döneminde Anadolu'ya akınlar düzenlediğini belirtir. "Tarih-i Dımaşk"ta
Battal Gazi'nin Antakya'da oturduğunu, Mervanoğlu Abdülmelik tarafından
Şam ve Cezirelilerin reisliğiyle görevlendirildiğini yazar. Tarihçi
Hüseyin Hüsametin, Hüseyin soyundan gösterilmesini, Emevilerin Hz.
Hüseyin evlatlarına görev ve yetki vermeyecekleri düşüncesiyle
inandırıcı bulmaz. A. Gölpınarlı ve A. Y. Ocak Ali soyundan gösterilme
gibi "nesep sahiplenme" olaylarının temelinde "menkıbevi halk
kültürünün" etkisi olduğunu, yoksa bu durumun etnik bakımdan pek bir
değer taşımadığını belirtirler ve Battal Gazi'nin Arap soyundan
gösterilmesine kuşkuyla yaklaşırlar.
Battal Gazi'nin Türk kökenliliğini düşünenler de vardır. Mehmet Önder
kaynak göstermeden bu savı savunur. Ona göre, Battal Gazi Hz. Ali
soyundan Malatyalı Emir Hüseyin Gazi'nin oğludur ve "Horasanlı bir
Türk"tür. Battal Gazi'ye ilişkin nesepname/ şecerelerin hepsi onu Hz.
Hüseyin-Hz. Ali yoluyla Hz. Muhammed'e kadar ulaştırırlar. Bu durum
doğallıkla onu Arap kökene bağlar. Ne var ki, bu bağlılık bir yerde
inançtan doğan bir geleneğin ifadesidir. Çoğu kez etniksel olarak bir
değer taşımaz. Battal Gazi'nin Arap olmadığı düşüncesinde olan yazarlar
da genellikle bağlantının bu yanını bilerek kuşkuya düşmüş ve Battal
Gazi'ye başka kökenler aramışlardır. Halepli Mehmet İbni Ali Azimi'nin
eserinde Battal Gazi'yi "Mesleme'nin kölesi" olarak belirtmesi Prof.
Mükrimin Halil Yınanç, Muhittin Aslanbay ve İ. Alaeddin Gövsa gibi
tarihçi ve edebiyat tarihçilerini Battal Gazi'nin "Türk olduğu"
düşüncesine götürmüştür. Battal Gazi'nin "Türklerin bir ulusal
kahramanı" olduğu, "Anadolu'da bir halk kahramanı" olarak ortaya çıktığı
ve "Türk oluşunda kuşku duyulamayacağı" savunulmuştur. Bilindiği gibi,
Hazar Türkleri Emevi topraklarında faaliyet sürdürmüşlerdir. İslamiyeti
kabul etmiş birçok Türk-Emevi yönetiminde Hıristiyanlarla
savaşmışlardır. Araştırmacıların genel kanısına göre, Battal Gazi de
Emevi yönetimine girmiş ve bu savaşlarda ünlenmiş bir Türk kahramanıdır.
Taberi ve daha birçok kaynağın gösterdiği gibi, Battal Gazi VIII.
yüzyılda Emeviler döneminde yaşamıştır. Gerçeğe yakın bilgi budur.
Taberi ve İbnü'l Kesir ölüm tarihi olarak 740 yılını verirler.
Eskişehir'in güneybatısında Seyitgazi kasabasının bulunduğu antik
Akroinon yöresindeki bir savaşta şehid olmuştur. Mezarı ve türbesi bugün
buradadır. Yani Seyitgazi ilçesindedir. Afyonkarahisar'daki Akronion'da
öldüğü düşüncesi ise, Battal Gazi menkıbelerinin bir Afyonkarahisar
uyarlaması/ türevi/ versiyonudur. Battal Gazi Anadolu Türkleri arasında
sevilip sayılmış, gazi-veli/ alperen kimliğiyle yüceltilmiştir. Giderek
Emevi komutanı Battal Gazi yerini, heterodoks Türk toplulukları arasında
Hz. Ali soyundan gelen Seyyid Battal Gazi'ye bırakmıştır. Emevilerle
bağı ve -varsa Araplığı- unutulmuş, Türkleşmiştir. Alevi toplulukları
onu "büyük evliya"dan saymış ve "pirleri" olarak görmüşlerdir. Battal
Gazi'nin yaşamöyküsü olan "Battalname" Osmanlı vakanamelerine de malzeme
olmuştur. Müneccimbaşı, Gelibolulu Mustafa Ali, Fındıklı Süleyman Efendi
gibi tarihçiler ve Evliya Çelebi gibi yazarlar Battal Gazi
söylencelerini tarihsel olaylarmış gibi kullanmışlardır. Taberi'nin
tarihini Türkçe’ye çeviren Osmanlı yazarları, aslında olmamasına karşın
Türkçe çevirisine bol bol Battal Gazi menkıbeleri katmışlardır. Bu
durumlar Battal Gazi'nin Türkleşmesinde ve bir Türk kahramanı, alpereni
görülmesinde önemli rol oynamıştır. Doç. Yağmur Say'ın bu oluşumu
betimlemesi konunun özünü yansıtması açısından ilginçtir.
"Battal Gazi, Arap tarihi ve edebi eserlerinde de çizilen bir tipoloji
olsa da, Türk kültürünün Arap edebi eserlerinden bu tipolojiyi almış
olması, Türk kültürünün devingen yapısından kaynaklanmaktadır. Türk'e
ait tarihi ve edebi eserlerinde ve yaşayan kültüründe Battal Gazi,
Anadolu Türk halkının ideal bir kimliğidir. Onu gerçek tarihsel
kimliğinden ve tarihsel kayıtlardan çok, Anadolu kültürü karakterize
etmektedir" .
Araştırmacı Harun Tolasa Battal Gazi'nin bir Arap komutanı, yahut
Araplar arasında yetişmiş ve giderek Araplaşmış bir İslam komutanı
olduğu kanısındadır. Türk sayılmasındaki nedenin, Türk halkının hayal ve
hatırasında yalnızca destansal-menkıbevi açıdan yaşayan bir kişilik
olmasından kaynaklandığını belirtir. Ayrıca onun soyca Türk olmadığının
kesin olduğunu belirtir. Oysa A. A. Vasiliev, onun bir "İslam şampiyonu"
olmasının yanı sıra, "ulusal bir Türk kahramanı" olduğunu saptar. Mehmet
Önder, Battal Gazi'nin "Horasanlı bir Türk olduğu" kanısındadır. Bu
görüşe Vehbi Cem Aşkun da katılır. Türklerle Emevilerin yaptıkları
savaşların birinde Emevilere tutsak düşen bir Horasanlı Türk
olabileceğini olası görür. Battal Gazi olayını işleyen Mehmet Şimşir'le
Yaşar Candemir farklı bir görüş ileri sürerler. Onlara göre Battal Gazi
soyca Türktür. Yalnız, "Araplaşmış Türklerden"dir. Yani "Müsta'rip"tir.
Sonradan Araplaşmıştır. Süleyman Ansoy da bu görüşe katılır. Battal
Gazi'nin sonradan Araplaştığı (müsta'rip), soyunun Türk olduğu,
kökeninin Hz. Muhammed'e kadar dayandırılmasının o dönemlerin "Arap ve
Acem kültürü takınma modası"nın bir gereği olduğunu, "seyyidlik"in bir
soyluluk sanı olarak kullanıldığını belirtirler .
Seyyid Battal Gazi ve Külliyesi üzerine derli-toplu bir araştırma yapan
İlyas Küçükcan Battal Gazi'nin "Türk olduğu" ve "Anadolu'nun Türkleşmesi
gibi bir misyonla yükümlülüğü" savını tarihsel dayanaktan yosun bulur.
Yalnız, Müslümanlığı kabul etmiş kimi Türk gruplarının Arapların Anadolu
seferlerine ve İstanbul kuşatmalarına katıldığı, Battal Gazi'nin de
bunlardan biri olabileceğini olası bulur. Anadolu Selçuklularının
yerleşme siyasetleri içerisinde tarihsel bir işlev yüklenen "Seyyid
Battal Gazi Destanı"nın Küçük Asya'da, yani Anadolu'da Türkmenlerin
ulusal destanı haline geldiğini de belirterek bir gerçek olguyu dile
getirmiş olur .
Araştırmacı Gülağ Öz. İmam Hüseyin soyundan ve "seyyid" olan Battal
Gazi'nin "düşmanlarının ordusunda yiğitçe çarpışan bir kahraman"
olmasını mantıksal bulmaz. Yani onu Emevilerin safında bir asker olarak
düşünemez. Bu nedenle Emevi-Arap olma olasılığını kesinlikle yadsır.
Varlığını Anadolu'da ortaya koymasını gerekçe göstererek, onun Anadolulu
ve Türk olduğu görüşündedir. Türbesinin yeri, yaşadığı dönem ve Malatya,
Kayseri, Eskişehir'de mekanları türbesi, makamlarının olması, buraların
da Anadolu'da olduğuna göre; Battal Gazi'nin Hacı Bektaş sonrası dönemde
ya da o döneme denk bir zamanda yaşamış olduğunu savunuyor. Battal
Gazi'nin Anadoluluğu ve Türklüğü, Türk ulusal kahraman kişiliğinin
varlığı, "seyyidliği" nedeniyle Emevi siyasetine hizmet etmeyeceği
ortadadır ve bana da mantıksal gelmemektedir. Yalnız Hacı Bektaş
döneminde yaşadığı savı tarihsel verilere uygun düşmemektedir. Bir kere
Hacı Bektaş'ın "Vilayetnamesi" bile Seyyidgazi'nin türbe ve tekkesinden
söz eder ve Hacı Bektaş müritleriyle birlikte Kurban Bayramı'nı sürekli
bu tekkede geçirdiğini belirtir. Bu durum da, Seyyid Battal Gazi'nin
Hacı Bektaş öncesi bir dönemde yaşadığının bir belirtisidir.
Taberi ve Evliya Çelebi gibi yazarlar Battal Gazi'nin IX. yüzyılda
Abbasiler döneminde, Harun Reşit'in yönetimi sırasında yaşadığını
yazarlar. Bu durum, "Battalname"nin etkisinden kaynaklanmış olmalıdır.
A. Yaşar Ocak, Battal Gazi'nin Emeviler döneminde, VIII. yüzyılda
yaşadığını kabul etmenin daha tarihsel verilere denk düştüğünü
belirtir.
Battal Gazi'nin yaşadığı dönem katıldığı Bizans/Anadolu seferlerine
dayanılarak saptanılmaktadır. Taberi, İbnü'l Arabi ve Theophanes'e göre
Battal Gazi Maslama'nın 717-718 yıllarında yapılan Bizans kuşatmasında
bulunmuştur. 717-740 yılları arasındaki Anadolu seferlerine katılmıştır.
İbnü'l Kasir'e göre Abdülmelik bin Mervan döneminde (685-705) Misis'e
vali olarak atanmıştır. Bu bilgi doğru ise Battal Gazi'nin oldukça
gençlik yıllarında, Abdülmelik'in ise döneminin sonlarında yapılan bir
atama olmalıdır. Yine Taberi, İbnü'l Esir, İbn Kasır ve Theophanes'e
göre Battal Gazi Afyonkarahisar yakınlarındaki Akroinon'da 740 yılında
yapılan savaşta öldürülmüştür. Bu Battal Gazi söylencesinin
(efsanesinin) Afyon varyantıdır. Bu varyanta göre Battal Gazi Afyon'daki
Akrenion çarpışmasında Bizans İmparatoru III. Neon'a yaralı olarak
tutsak düşer. İmparator onu tanır ve tedavi ettirir. Dönüş yolu üzerinde
bugünkü Seyitgazi'ye geldiğinde ölür ve vasiyeti üzerine günümüzde
külliyesinin yer aldığı Üçler Tepesi'ne defnedilir . Diğer varyanta göre
ise Battal Gazi Eskişehir'deki Akrean çarpışmasında şehid edilmiştir.
Mezan bugünkü Seyidgazi ilçesindedir. Yalnız şu bir gerçek ki, Battal
Gazi tarihsel verilerin belirttiğine göre 680- 740 yılları arasında
yaşamıştır. Doğum yeri Malatya, ölüm yeri ise Eskişehir'in Seyitgazi
ilçesidir.
Battal Gazi'nin Arap ve Türk kaynaklarında söylencesel (menkıbevi) bir
kişiliği vardır. Battal'a ilişkin bilgilerde çoğu kez gerçekle hayal
karışmıştır. Taberi, İbnü'l Arabi ve Karamani gibi yazarlarda bu özellik
çarpıcı bir biçimde görülür. Osmanlı tarihlerinde de Battal Gazi'nin
tarihsel kişiliğinden çok, söylencesel kişiliği yer alır. Müneccimbaşı,
Gelibolulu Ali, Katip Çelebi ve Evliya Çelebi'lerin anlatımlarında bu
özellik ön plandadır. Bu nedenle Battal Gazi'ye ilişkin tarihsel olaylar
karıştırılmış, birçok yanlışa düşülmüştür.
Battal Gazi, Arap ve Türk edebiyatında yer alır. Bu alanda iki önemli
ürün vardır. Biri Arapça "Delhemma/Zelhimme", ikincisi ise bir Battal
romanı olan Türkçe "Battalname"dir. Delhemma, Battal Gazi'nin yaşadığı
dönemden sonraki dönemleri işler. Bununla birlikte çeşitli söylenceler,
efsaneler, destan ve masal öğeleri bu yapıtta üst üste gelmiştir. Türkçe
Battal romanı olan Battalname'de Battal Gazi'nin söylenceleri, mensur ve
manzum olarak tarihsel-menkıbevi roman durumuna sokulmuştur. Battal
romanı daha çok Arapça'dan Türkçe'ye çevrilmiş veya Arapça'daki bu tür
öyküsel yapıtları örnek almış ürünlerdir. Bu yapıt, XII. yüzyılda
doğmuştur. IX. yüzyıldaki Arap-Bizans mücadelelerinin anılarını
yansıtır. Coğrafik alan, Malatya ve dolaylandır. Battal Gazi'nin
söylencesel (menkıbevi) kişiliği Anadolu'da Türkler arasında kendini
bulmuştur. Türk/ Türkmenler bu savaşçıyı gerçek kimliğinden çıkararak
klasik bir Türk "alp tipi"ne dönüştürmüşlerdir. "Battalname"yi XI.-XIII.
yüzyıllar arasında bu anlayışa göre yeniden yorumlayarak
oluşturmuşlardır. Battal Gazi'nin yaşamı bu süreç içerisinde katıksız
bir Anadolu destanı olarak ortaya çıkmıştır. Destanın Türkçeleştirilmiş
biçiminde Danişmend ailesi Battal Gazi'ye kadar götürülmüş, akraba
kılınmıştır. Belki de bu bağ soydan çok, bir inanç bağını yansıtır.
Battal Gazi, Türklerin yarattığı bu destanlarda "gazi-veli (alp-eren)"
olmuştur. Hele "Danişmendname"de özellikle tam bir Türkleşme vardır. "Danişmendname"
katıksız bir Anadolu destanı olarak ortaya çıkar. Bu etkinlik sonucunda
Seyyid Battal Gazi Anadolu'daki tüm Horasan erenlerinin, Rum (Anadolu)
Abdallarının, Kalenderilerin, Haydarilerin, Melamilerin, Babailerin,
Ahilerin, Bektaşilerin, Alevilerin; Işıkların, Torlakların ve
Yeniçerilerin ortak "piri" olacaktır .Kalenderiler birçok tekkeleri
olmasına karşın, "üstün tuttukları" Seyyid Gazi Zaviyesi'nde her cuma
toplanarak ayin (cem) yaparlar . Rum Abdalları, Seyyid Battal Gazi'yi
"pir" olarak tanırlar ve kendilerini "Seydi Gazi yetimleri" olarak
nitelerler . Seyyidgazi Zaviyesi, Osmanlılar döneminde Kalenderiliğin
merkezidir. Şeyhi, bütün Kalenderi şeyhlerinden Kalenderilerce üstün
tutulur ve "Azam Baba" adıyla adlandırılır .
Battal Gazi'nin öykü ve söylenceleri Hz. Ali, oğulları ve diğer İslam
kahramanlarıyla birlikte Türkiye dışındaki Türk ülkelerinde de
yayılmıştır. Bu tür kahramanlık destanları bir yerde bağımsızlığını
koruyamamış Türk yörelerinde ulusal benliğin canlı tutulmasında temel
öğe olmuştur. Seyyit Battal Gazi'nin menkıbeleri Kazan'da 1888'de kitap
olarak yayınlanmıştır. Doğu Türkistanlılar Aksu'da Battal Gazi'nin
mezarının olduğunu kabul ederek onu kendilerinden görmüş ve
benimsemişlerdir . Bir söylence, Battal Gazi'nin 701'de Medine'de ölen
ve Bakı'da defin edilen Muhammedü'l-Hanife'nin dördüncü torunu İmam
Abdu'r Rahman Alevi olduğunu belirtir . Tarihsel kimliğiyle söylencelere
dayanan edebi ve efsanevi kimliği birbirine karışan Battal Gazi'nin
Anadolu'da gerçek tarihsel kişiliğine karşın, efsanevi kişiliği daha
etkinlik kurmuştur. Battal Gazi, Endülüs'ten Ortaasya'ya dek bütün İslam
uluslarının ortak malı olmuştur.Bu nedenlerle olacak ki, XX. yüzyılın
başlarında dahi Türkistan'dan gelen ziyaretçiler Seyyid Battal Gazi
Dergâhı'nı ziyaret edeceklerdir .
Gerek gerçek yaşantısında, gerek söylenceleşmiş kişiliğinde, gerekse
edebiyata mal olmuş kişiliğinde Battal Gazi'nin belirgin bir kimliği ve
kişiliği doğmuştur. Toplumbilimcilerin "model şahsiyet" dedikleri bu
kişilik belirginleşmesi Battal Gazi'de şöyle ortaya çıkar: Bilgililik,
yiğitlik, merhametlilik, kahramanlık, cesaretlilik, güçlülük, kurnazlık
(uzak görüşlülük), dürüstlük, zekilik ve ödün vermemezlik... İşte Battal
Gazi'nin kişiliğinin belirgin özellikleri bunlardır .