OSMANLI'DA KADIN ŞAİRLER
ZEYNEP HATUN
________________________________________
Divan şiirinin bilinen ilk kadın şairi. 15. Yüzyılda yaşamış bir kadı
kızı ve bir kadı eşi. Çağdaşı olan Mihri Hatun ile aralarında latifeler ve
karşılıklı şiir söyleşmeleri var. Divanı, Sultan Mehmet adına düzenlendi. Zeynep
Hatun, şiirlerinde, kadının isteklerini, açgözlülük olarak nitelendirir ve
döneminin kadınının aşağılık konumundan sıyrılma isteğini anlatır. Zeynep Hatun,
bir şair olarak kabul görebilmek için, arzularının “merdane” olmasını ister.
Tıpkı alçakgönüllü bir erkek gibi, bilge olmak isteğini vurgular. Yumuşaklık,
sevecenlik gibi kadına özgü bazı değerleri, zayıflık ve ruhsal eksiklik diye
nitelendirir. Aşık Çelebi, “Mesairus Şuara” adlı kitapta, Zeynep Hatun’un
yaşamının son döneminde şiiri bıraktığını, inzivaya çekildiğini anlatır.
GAZEL
Keşfet nikabını yeri göğü münevver et
Bu âlem anasırı firdevs-i enver et
Depret lebini cüşe getir hacz-i kevseri
Anber saçını çöz bu cinanı muattar et
Hattın berat verdi saba yeline dedi
Tez er Hatay'a Çin'i tamam et müseehhar et
Yâra yolunda âşk ile derdinden ölenin
Kim der sana ki hecr ile cânın mükedder et
Zeynep çü dost zülfü gibi tarümarsın
Divane olma şiirini divan ü defter et
Zeyneb ko meyli zinet-i dunyaya zen gibi
Merdane var Sade-dil ol terk-i ziver it
MİHRÎ HATUN
________________________________________
1460 ya da 1461'de Amasya'da doğdu ve 1506'da yine burada öldü. Asıl adı
Mihrünnisa ya da Fahrünnisa. "Mihrî" mahlasını kendisi de bir şair olan babası
Mehmet Çelebi bin Yahya'dan (Belâyî) aldı. Hiç evlenmedi. Sultan 2. Bayezid ve
oğlu Şehzade Ahmed’in Amasya Valiliği sırasında kentte toplanan bilgin ve
sanatkarların meclislerine katıldı. Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı
bilinen ilk Türk kadın şairlerinden. Güzelliğiyle bölgede ün salan Mihri Hatun,
sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınır. Diğer divan şairi
kadınlardan aşkı çekinmeden kullanmasıyla ayrılır. Şairi Necati Bey’i kendisine
örnek aldığı, şiirlerini Necati Bey'e gönderip fikrini öğrenmeye çalıştığı
iddiaları da var. Söylentilere göre Necati Bey ile aralarında duygusal
yakınlaşma vardı. Ayrıca şiirlerinde, Müyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve Sinan
Paşazâde İskender Çelebi’ye duyduğu aşka dair ipuçlarına da rastlanır. Mihri
Hanım Divanı 1967'de Moskova'da basıldı.
GAZEL
Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın
Ne bileydim ki seni böyle cefâ-kâr olasın
Hele sen kaaide-î cevrde eksik komadın
Dostluk hakkı ise ancağ ola var olasın
Reh-i âşkında neler çektüğüm ey dost benim
Bilesin bir gün ola aşka giriftâr olasın
Sözüme uymadın ey asılası dil dilerim
Ser-i zülfüne anın âhiri ber-dâr olasın
Sen ki cân gül-şeninin bi gül-i nev-restesisin
Ne revâdır bu ki her hâr ü hasa yâr olasın
Beni âzâde iken aşka giriftâr itdin
Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın
Bed-duâ etmezem ammâ ki Huda’dan dilerim
Bir senin gibi cefâ-kâra hevâ-dâr olasın
Şimdi bir hâldeyüz kim ilenen düşmanına
Der ki Mihrî gibi sen dahi siyeh-kâr olasın
ANİ HATUN
________________________________________
Doğum tarihi bilinmiyor. 1710'da Yenişehir-Fener'de yaşamını yitirdi.
Asıl ismi Fatma. Kültürlü bir ailenin kızı olarak İstanbul’da doğdu. Akıllı,
bilgili ve eğitimli olan Ani Hatun, “Hace-i Zenan (Kadınların Hocası)” lâkabıyla
anılmıştır. Arapça öğrendi, doğu ve Batı edebiyatlarıyla ilgili çalışmalar
yaptı. Bir divanı olduğu sanılıyor ama bulunamadı. Usta bir hattat olarak da ün
yaptı. Bazı metinlerde hattatlığının şairliğinden bile üstün olduğu belirtilir.
GAZEL
Feramuş itti hayli dem beni yad itmeden kaldı
Benim çok sevdigim mahzunu dilşad itmeden kaldı
Nola t'amirine kasd itmese şah-ı cihan banım
Bilür kim hatır-ı viranım abad itmeden kaldı
Kalupdur bahr-i gamda fülk-i dil yok sahil-i maksud
Hayıflar rüzgarim bana imdad itmeden kaldı
Düşelden ran-ı aşk-ı yare zar ü natüvandır dil
Ser-i kuyinde halim yare feryad itmeden kaldı
Niçün derpey olur Ani ki hal-i Kays'ı bilmez mi
O biçare yetürdi kendin irşad itmeden kaldı
FITHAT HANIM
________________________________________
İstanbul'da doğdu, doğum tarihi bilinmiyor. 1780'de yine İstanbul'da
yaşamını yitirdi. Asıl adı Zübeyde. Şeyhülislam Ebu İshakzade Mehmet Esad
Efendi'nin kızı. Özel derslerle eğitildi. Küçük yaştan itibaren edebiyat ve
şiirle ilgilendi. Rumeli Kazaskerlerinden Mehmed Efendi ile evlendi. Günümüze
kadar gelen kadın şairler arasında en dikkat çekicilerden biri. Aydın ve şairi
bol bir çevrede yetişti, döneminin sanat-edebiyat çevrelerinde bulundu. Şiirleri
kadar nükteleri, Koca Ragıp Paşa ve şair Haşmet ile aralarında geçen
şakalaşmalarla da bilinir. Ancak günümüze ulaşan bu şakaların bir kısmının
uydurma olduğu sanılıyor. Türkçe'yi çok güzel kullanır, şiirlerinde zaman zaman
halkın konuştuğu dile de yer verir. Ama şiirlerine kadın içtenliği ve inceliği
yansımaz. Yayınlanmış bir divanı var. Kendisini anlamayan, ruhuna denk düşmeyen,
şiirle uğraşmasına bir anlam veremeyen kocası Derviş Mehmet Efendi ile
evliliğinde mutlu olmadığı biliniyor.
ŞARKI
Beni derdinle yeter zâr etdin
Yok mu insâfın a zalim söyle
Çeşm-i mestin gibi bîmâr etdin
Yok mu insâfın a zalim söyle
Ruhların taze gülü handandır
Leblerin derd-i dile dermandır
Sühanın mürde-i aşka candır
Yok mu insâfın a zalim söyle
Âşık-ı zâre cefâ kârındır
Öldüren gamze-i hunharındır
Eden ihyâ yine güftarındır
Yok mu insâfın a zalim söyle
Ey Sehi-kamer ü şîrin-güftâr
Bülbül-i vird-i ruhun gerçi hezâr
Var mıdır bencileyin âşık-ı zâr
Yok mu insâfın a zalim söyle
GAZEL
Neşve-i cam-ı muhabbetle gönül cuş eyler
Çekilen der ü gamı cümle feramuş eyler
Kıl hazer alma sakın aşık-ı zarın ahın
Seni bir şuh-ı sitemkara felek dun eyler
Bir nigehle komadı derdimi takrire mecal
Çeşm-i mestin nice guyaları hamuş eyler
Hale-i mah gibi sineye çekmiş mihri
Bezm-i vuslatta o kim yari deraguş eyler
Sen hem gülşen-i hüsnünde figan et cü hezar
Fıtnata derd-i dilin belki o gül guş eyler
LEYLÂ HANIM
________________________________________
Bir kazasker kızı ve Keçecizâde İzzet Molla’nın yeğeni. Çocuk denecek
yaşta evlendirildi, bir hafta içinde ayrıldı. Dönemin ünlü şairlerinden
Keçecizade İzzet Molla'dan özel ders adı. Saray kadınlarıyla yakın ilişkisi
olduğu bilinen, iyi eğitimli ve çok kültürlü bir şair. Hazır cevaplığı ve
şakacılığı ile de tanınır. Mevlevî tarikatına katıldı. Mihrî Hatun kadar olmasa
da kadın duygularını dile getirmesi ve döneminin koşullarında bir kadın için
serbest sayılabilecek söyleyişiyle dikkat çeker. Edebî bir çevrede yaşadığı için
verimli bir şair. Şiir dili açık ve sade. Bir Divanı var. 1847'de yaşamını
yitirdi. Pür âteşim açdırma sakın ağzımı zinhâr, mısrasıyla başlayan, Zâlim beni
söyletme derûnumda neler var, nakaratlı şarkısı çok ünlü.
GAZEL
Yârin âşıkları ile ülfeti pek güçtür güç
O peri vahşidir unsiyyeti pek güçtür güç
Sakın aldanma gönül vâ'd-i visâl-i yâre
Sonra derd ü elem ü mihneti pek güçtür güç
Beni âfv eyle eğer meclise girdiyse rakip
Çekemem doğrusu bu sıkleti pek güçtür güç
Ders-i aşkı açalım dersini vaiz kapasın
Zâhidin bârid olur sohbeti pek güçtür güç
Sohbeti yâr ile de pekçe uzatma Leylâ
O peri vahşidir ünsiyyeti pek güçtür güç
ŞEREF HANIM
________________________________________
1809'da İstanbul'da doğdu, 1861'de yaşamını yitirdi. Şairi bol ve
kültürlü bir ailenin kızı. Kadirî ve Mevlevî tarikatlarına girdiği biliniyor.
Sıkıntılarla dolu bir yaşam sürdü. Padişah II. Mahmud ve Valide Sultan’a yazdığı
şiirlerinde bu sıkıntıları anlatır. Geleneksel kalıplar içinde kalan şiirleri
sadelikleri ve düzgün anlatımlarıyla dikkat çeker. Bir divanı var.
KASİDE
Kasîde-i Bahâriyye der Hakk-ı Müşâriin-ileyh
- Berây-ı Âlî Paşa -
Açıl ey gonce-i zîbâ açıl fasl-ı bahar oldı
Hezârın hasret-i dîdâr ile derdi hezâr oldı
Donandı her taraf üşkûfe-i elvan ile yer yer
Yine sun'-ı Cenâb-ı Kird-gârı aşikâr oldı
Takarrub edicek teşrifi sultân-ı gülin nâ-gâh
Dikildi tûğ-ı şâhî bağ u sahra kânı-kâr oldı
Bahar erdûsını sünbül-teber tebşire geldikde
Kurup çadır çiçekle muntazır her kûh-sâr oldı
Bu eyyâm-ı ferah-zâye tahassür çekmeden fulya
Sarardı sureta bir âşık-ı zar u nizâr oldı
Meğer neşv ü nema bulmuş şarâb-ı erguvan ile
Anın'çün çeşm-i dilber gibi nergis pür-humâr oldı
Görüp zülf-i arûsın ziynet ü dârâtını bî-şekk
Civan perçem başa çıktıkda gayet dil-figâr oldı
Benefşe çıkdı her-câyî deyu ifrât-ı ye'sinden
Olup sünbül perişan lâle yek-ser dâğ-dâr oldı
Eder şeb-bû ile ay-çiçeği gece safa, mehtâb
Görince fûl-ı bahrî yollar üzre hep nisâr oldı
Düzüp zerrin kadehle bezmini çark-ı felek güya
Çekildi bir kenâre cümleden sâhib-vakâr oldı
Sarıldı nahl-ı leylâk üzre güya bir çiçekli şal
Bakup serv u sünûber bîd-i reşkiyle çinâr oldı
Şakâyıkda görince revnak ü rengi kemâlinde
Hasedle zenbakın hep akl u fikri târ u mâr oldı
Bilür erbabı kadrin bak alur göz ile haşhaşa
Ki attâr-ı felekden ehl-i keyfe ber-güzâr oldı
Karanfil yâsemen aşkile sîne çak çak etdi
Ya her dem tazeye meyi etmede bî-ihtiyâr oldı.
Ne kabil misk-i Rûmî ıtr-ı şâhîyle ola hem-bû
Girince araya şimşir bu da'vâ ber-karâr oldı
Bütün ezhâre hâlât-ı hazânı etmeğe ifşa
Gelüp kartopu güya tercemân-ı rûzigâr oldı
Bahâriyye temam olduysa da ey hâme güya ol
Gazel de söylemek şâirlere çünkim şiar oldı
Yine ey gül-izâr-ı işve vakt-ı âh u zar oldı
Bu da'vâya delîl ü şâhid istersen hezâr oldı
Buyur geşt ü güzâr et cümle ezhârı çemen-zârın
Kudûmın öpmeğe hep dîde dûz-ı intizâr oldı
Görince bülbülün cûş u hürüsün fart-ı gayretle
Benim de seyl-i eşkim ğıbta-bahş-ı cûy-bâr oldı
Gelüp bâd-ı sabâ dedi Şeref geç bu hevâlardan
Bu nazmın gerçi evrâk-ı sipihre yadigâr oldı
Ne sarf etdin bahara cevher-i güftârını ancak
Sebeb-i asayiş dünyâya bir âlî-tebâr oldı
Edersin medh ol zât-ı şerifi et ki âlemde
Senası mahz-ı farz u her sağar ü her kibar oldı
Bu vasfa Hazret-i Alî Emîn Paşa sezadır kim
Duây-ı devleti vird-i zeban ü her diyar oldı
Makâm-ı âliyi teşrif edel'den zât-ı ülyâsı
Umûr-ı hâriciyye nâzırıyle pür-vakâr oldı
Huzurunda şükûfe şîşesi olmak ümidiyle
Ne rütbe şimdi çeşm-i bülbüle bak i'tibâr oldı
Nesîm-i lutfı ğâlibdir bahara ehl-i hâcâtın
Nihâl-i maksad u amali hep pür berg ü bâr oldı
Nisâr olmakda gerçi cümleye nakd ü inâyâtın
Senin hakkında ise şad hezâr u bî-şümâr oldı
Düşüp ümmîd-i afv ile der-i ihsanına gönlüm
Bilür cürm ü kusûrın pây-mâl-i i'tizâr oldı
Kerem-kârâ şeref-sadrâ sipihr-i devlete bed-râ
Eğerçi bunda ıtrâ'-ı makâla ibtidâr oldı
Vesîle-cûy idim neşr etdim işte bu bahaneyle
Bütün ezhâr bûy-i midhatinden hisse-dâr oldı
Kıyâs olsa yanında bir içim su gibidir nîsân
Ki cûd u şefkatin baranı bahr-ı bî-kenâr oldı
Umûrında muvaffaksın o rütbe zanneder herkes
Ya Zât-ı Hızr yâ tevfik-i Bari müsteşar oldı
Bekây-ı ömr ü ikbâlindir elbet matlabı halkın
Vücûdın mutlaka dünyâya lutf-ı Gird-gâr oldı.
Penâh eden hücûm-ı ceyş-i gamdan olur asude
Der-i Devlet-meâbın bir hısâr-ı üstüvâr oldı
Değil fahriyye yazmak gerçi haddim kendi hakkımda
Bana Zât-ı Şerifin lîk mahz-ı iftihar oldı
Ederken âh ü feryâd endelib efsâne dinlemez
Şeref, başla du'âya gayrı vakt-ı İhtisar oldı.
Akîb-i cemrede her sal meymûn fal dendikce
Cihâna feyz-i nevrûzın yeter pertev-nisâr oldı
Riyâz-ı ömr ü câhı haşre-dek her dem bahar olsun
Denildikçe yine vakt-ı safay-ı gül-izâr oldı.
(Mefaîlün mefaîlün mefaîlün mefâîlün)
GAZEL
Dildeki dag-i füruzanım ile eğlenirim
Geceler kendi çerağınım ile eğlenirim
Ederim züver-i aguse-i hayalim yâri
Daima hidmet-i mihmanım ile eğlenirim
Söyletip çektiğini şuh-i cefakarından
Sergüzeşt-i dil-i nalanım ile eğlenirim
Komaz avare vü tenha beni manend-i safa
Yine derd-ü gam-i cananım ile eğlenirim
Dest-i ahım dokunup saz-i derunun teline
Nağme-i nale vü efganım ile eğlenirim
Söyleyip serd-i mihmetle nice taze gazal
Şeref eş'ar-i perişanım ile eğlenirim
ÂDİLE SULTAN
________________________________________
1825'te İstanbul'da doğdu, 1898'de yaşamını yitirdi. Sultan II. Mahmut
ile eşlerinden Zernigar Sultan'ın kızı, Sultan Abdülmecit'in kız kardeşi.
Sarayda özel eğitim gördü. Kaptan-ı Derya ve sonradan Sadrazam olan Mehmet Ali
Paşa ile evlendi. Önce üç çocuğunu, sonra kocasını ve ardından da genç kızı
Hayriye Sultan'ı kaybedince acıya boğuldu. Nakşîbendi tarikatına girdi. Şiirleri
1996'da "Adile Sultan Dîvânı" adıyla yayınlandı. Şiirleri genellikle çocukları,
eşi ve kızı Hayriye Sultan'ın ölümlerinden duyduğu derin üzüntüyü yansıtan
manzumelerden oluşur. Çağdaşı olan Leylâ ve Fıtnat Hanımlardan daha az başarılı
bir şair sayılır. Aruzun yanı sıra hece ölçüsüyle de şiirler yazdı. Türbesi
İstanbul Eyüp'te Bostan İskelesi yakınında. İstanbul'da pek çok hayır eseri
bıraktı, ayrıca babası onun adına birçok eser yaptırdı. Muhibbî (Kanuni Sultan
Süleyman) Divanı’nın basılmasını sağladı.
GAZEL
Aşkta kanun imiş âşıklara cevr eylemek
Âşık oldur kim cefâ-yı yâre sabretmek gerek
Aşk nâz ü şîve evvel gösterir âşıklara
Âşık ol demde ona cânı fedâ etmek gerek
Âşıkın ancak murâdı dostunun maksûdudur
Çekse de bin derd ü mihnet hep sebât etmek gerek
Arzû-yı dü-cihândan geçmedir aşka nişân
Terk-i cân edip reh-i cânâna azm etmek gerek
Âftâb-âsâ bilip her zerresin nûr-ı safâ
Her belâ dosttan gelir kim merhabâ etmek gerek
Havf-ı a'dâ eylemez olan müsellah aşk ile
Yanmadan Hakka erilmez pertev-i tevhîd gerek
Nefsle cehd et tecellî eylesin aşk-ı Hudâ
Beyt-i kalbi Âdile ma'mûr ü pâk etmek gerek
GAZEL
Aşktır min-evvel ilâ âhir kevn ü mekân
Aşktır gâhî dil ü cânda nihân gâhi ayân
Aşktır eden cemâl-i pâk-i cânâna nazar
Aşktır ol gonca gül rûyu için bülbül olan
Aşktır dü-âlem içre cânı yâra vasl eden
Aşktır dâim olan hem mahrem-i esrâr-ı cân
Aşktır çün dilde misbah-ı tecellîyi yakan
Aşktır bil "küntü kenz" birle miftâh-ı cinân
Aşktır bî-kayd pervâz eyleyip sîmurg-veş
Aşktır dost ellerini dâima seyrân eden
Aşktır mir'ât-ı kalbi eyleyen sâf ü celî
Aşktır dilde veren nûr-ı ziyâyı her zamân
Aşktır kalbi kılan pür-nûr mihr-i mâh-veş
Aşktır şem'-i cemâle karşı pervâne yanan
Aşktır hem saykal-ı mir'at-ı esbâb-ı derûn
Aşktır bir âteş-i cân-sûz ey dil sen de yan
Aşktır beyt-i dili meyhâne-i irfân eden
Aşktır Leylâları Mecnûn ü ser-gerdân eden
Aşktır fehm ile iş'âr eyleyen derd-i dili
Aşktır bak Âdile çarhı eden keşf ü beyân
GAZEL
Duymayın can ü gönül dostuma pinhan gideyim
Akl ü can bana nedir bidil ü bican gideyim
Cismde can gibidir gözde hayâli yârin
Nice bir gurbet ü firkatle perişan gideyim
Korı canımda da âşk odını yaktı alevi
Yanmak âşk ile beşaret bana üryan gideyim
İderim kat'ı taalluk çü bu can ü tenden
O güle bülbül-i can itmede efgan gideyim
Adile Kâ'be-i kulın ideyim şöyle tavaf
Arz ide ruyını dildarıma mihman gideyim
FERİDE HANIM
________________________________________
1837'de Kastamonu'da doğdu. Kasmatonu ulemasından Bahar Zade Hammami
Mehmet Reşit Efendi'nin kızı. İlk eğitimini medresi öğretmeni olan babasından
aldı. Arapça ve Farsça öğrendi. Güzel yazı'ya yani "hat"a merak saldı. Bolulu
İzzet Paşa'nın divan katipliğini yapan Ali Raif Efendi ile evlendi. İstanbul'a
taşındılar. Feride Hanım 25 yaşında iken eşini kaybetti. İstanbul'dan
Kastamonu'ya giderek yaşamını burada tamamladı. 1903'te öldü. Şiirleri arasında
epey yer tutan Muhammediye'leri ile tanınır.
BEYİT
Duhterine böyle ider mi mâderi söyle bana
Görmedim billâh cihanda böyle bir âzâr ana
GAZEL
Âşık isen salika âyine-i didare bak
Masıvanın zulmetinden kurtulub envare bak
Dürri pendin guşuna menguş idersen ey gönül
..... den dembedem keşf olunan esrare bak
Masıvanın kesretinden fariğ ol itme nizâ
Hazreti şeyhin tutub destin heman bu kâre bak
Na'rei sırrı ....dan haberdar olmağa
Âşk yolunda terki can etmiş olan berdare bak
Talibi âşkı hakikat buldu encamı necat
Ey Feride sen heman ihlâs ile ezkâre bak
(.... okunamayan sözcükler)
GAZEL
Ah kim çıkdı elimden koynumun zer saati
Hasretile kalmamışdır gönlümün hiç rahatı
Yâdigar-ı yâr idi doğru gider gamhar idi
Yirmibeş yıldan beru itmiş idim ünsiyeti
Zer gibi zerd ola ruyi hem ayarı nakş ola
Mekr ile biganeler ger eyledise sirkati
Yelkavan veş ruzü şeb zevki içün çeksin taab
Soksun akrebler vücudın göre rencü mihneti
Kıldı rekkası felek çerh gibi sergerdan beni
Nice dolaplar ile virdi bana çok zahmeti
Yetdürür zinciri zülfü yâr ile bend olması
Kayd olup derdü game çekmekden ise firkati
Ben Feride veş gamü mihnetle ferdim dehrde
Geçmedi alâmsız biçarenin bir saati
(Kocasının ölümü üzerine yazdığı gazel)
FITHAT HANIM (Trabzonlu)
________________________________________
1842'de Trabzon'da dünyaya geldi. Trabzon Valisi Hazinedar Zade Vezir
Abdullah Paşa'nın kızı. 3 yaşındayken ailesiyle İstanbul'a taşındı. Özel
öğretmenlerden ders aldı. Genç yaşta evlendirildi. Kısa süren bu ilk evliliğinin
ardından Bahriye Nezareti mektupçusu Mehmet Ali Efendi ile yeniden dünya evine
girdi. İlk evliliğinden, "İlk zevcim beni o kadar kıskanırdı ki güzel
giyinmekten, şiir yazıp okumaktan bile men ederdi. Hatta, "kirpiklerinin
uzunluğu gözlerine pek çok letafet veriyor diyerek kirpiklerimi keserdi" diye
şikayet ettiği biliniyor. Fitnat Hanım'ın şair yönü ve şiirleri Süleyman Nazif
Bey tarafından keşfedilip edebiyat dünyasına tanıtıldı. 1911'de İstanbul'da
yaşamını yitirdi ve Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi.
MUHAMMES
Etme rağbet düşmeni bed kâre Allah aşkına
Verme fursat öyle her mekkâre Allah aşkına
Olmasun mahrem rakib esrare Allah aşkına
Sen edersen razıyım azâre Allah aşkına
Kıl mürüvvet verme yüz ağyare Allah aşkına
Kapladı miratı kalbim ol kadar jenki melal
Bisteri gamda yatub derdinle oldum bi mecal
Hasreti didarın ey meh eyledi pek hasta hal
Öyle zar oldu tenim gelse ecel bulmak muhal
Ben şehidi gamzenim bir çare Allah aşkına
Ey tabibi canü dil rahm eyle bu bimarına
Muntazırdır göz göz olmuş zahmler tımârına
Bari bir gün mazhar eyle mihrı lütf âsârına
Desti lütfunla deva kıl hasta'i nâçarına
Merhemi kâfur ister yâre Allah aşkına
Hey ne sihre etdin bana ol çeşmi cadular ile
Eyledin aklım perişan zülfi şebbuler ile
Şaneveş sad çâk sinem fikri giysular ile
Pâre pâre eyleme müjganü ebruler ile
Yine zahm açma reki bimare Allah aşkına
Kalmadı dilde tehammul gayri derdi fırkate
Eyle mahrem sevdiğim bir kere bezmi vuslate
Sun lebi can bahşını bu mübtelâyı mihnete
Lali nabzın ile can ver nâ ümidi sıhhate
Son nefesde bi meded nâ çare Allah aşkına
Servi kaddin sureti ayrılmaz aslâ dideden
Rühların gitmez hayâli hatırı rencideden
Nev nihâlim kaçma lütf et âşıkı gamdiden
Saklama gel ruyıını bir bülbüli şurideden
Arzı didar eyle ey mehpare Allah aşkına
Gamzeler kim tabı meyden kâh hun âlud olur
Lâhzada bin âşıkı aşüfte dil nâbud olur
Nazre'i hışmın dahi ihsandan madud olur
Her nigâhın âfeti can, dil yine hoşnud olur
Ne belâye düşmüş ol âvâre Allah aşkına
Jenki gamden saf eyle sevdiğim ayineni
Kıl çerağı bezmi vaslın âcizi bi kîneni
Şöyle dilsuz eyledi bu bende'i dirineni
Sine sin yandı sine görmeyelden sineni
Merhamet kıl Fitnatı gamhare Allah aşkına
GAZEL
Sernığun etdi felek asâyışım peymanesin
Çünki dilşad eylemez neşveyle ben mestanesin
Azmi suyi meykede elvermedi çekdim ayağ
Başına çalsun heman ol bivefa demhanesin
Ayşü nüşu suhbeti değmez anın hiç bir pula
Neylerim zilli serab asâ şu mihman hanesin
Cura nuşi bade'i eltafı olmakdır muhal
Bendegân terk etmesün mı meclisi şahanesin
Vadü alâmu gamda kaldım ey sakil dehr
Mahrem etdi yâr zira meclise bigânesin
Şema'i suzane hacet kalmadı çünki yeter
Ateşi cevrinde yakdı âkibet pervanesin
Pertevi camı cemim dâra ile fahr eylesün
Badezin yad etmesün Fitnat gibi divanesin
HABİBE HANIM
________________________________________
1846'da Hersek'te dünyaya geldi. Hersekli Ali Paşa'nın kızı. Genç bir
kızken ilesiyle bilikte İstanbul'a geldi. İlk evliliğini İstanbul'da Mehmet
Mehdi Efendi ile yaptı. Daha sonra Konya Defterdarı Numan Efendi ile evlenip
Konya'ya gitti. Ancak ikinci eşiyle de anlaşamadı. Boşandıktan sonra İstanbul'a
döndü. 1892'de yaşamını yitirdi. Topkapı Mezarlığı'nda toprağa verildi. Konya'da
yaşadığı sürede Mevleviliğe ilgi duydu. Mevlevilere katılıp "sikke puşı melâmet"
olduğu söylenir.
GAZEL
Ciğerde tigi gamzen zahmi varken atma peykânın
Yeter ey kaşı yay artık yeter debretme müjkânin
Nigâhi mestine cânâ ki şayan gördün agyarı
Yine nev yâreler açdı deruna tigi hicrânın
O gafil bihaber nâdan aduye hemdem olmuşsun
Visalinden bizi dur eyledin var olsun ihsanın
Ümidi merhamet kılmak abestir senden ey kafir
Seni bidin demişlerdi ezelden yoktur imanın
Habibe bi deva derdden helas olmak da müşkildir
Ümid etmez esiri derd olanlar gayri dermanın
LEYLÂ HANIM (Saz)
________________________________________
1845'te İstanbul’da doğdu. 1936'da yaşamını yitirdi. Hekimbaşı İsmail
Paşa’nın kızı. Babasının görevi nedeniyle çocukluk çağında yedi yıl kadar
sarayda kaldı, iyi bir eğitim aldı. Şairliğinin yanı sıra bestekârlığı ile de
tanınır. Medeni Aziz Efendi'den klasik Türk müziği dersleri aldı. İki yüze yakın
beste yaptı. Bu bestelerin çoğu günümüzde de dinleniyor. Fıtnat Hanımla birlikte
dergilerde açık imzası görülen ilk kadın şairlerden. Şiir yazmaya 16 yaşında
başladı. Divan geleneğinin bir izleyicisi olarak yazdığı şiirlerini Solmuş
Çiçekler adlı kitapta topladı. Saray çevresini ve âdetlerini anlatan anılarıyla
da ünlü. İlki bir yangında yok olan anılarını ikici kez yazmak zorunda kaldı.
Bunlar 1920'de Vakit gazetesinde yayınlandı ve çok ilgi çekti. Fransızca'ya
çevrilerek basıldı.
ESERLERİ:
Solmuş Çiçekler (Şiir 1928)
GAZEL
Nesi var sanki şu dehrin eleminden başka
Nesi var kahr ü azab ü siteminden başka
Yâr canım diye pür rahm ü vefa sandığımın
Görmedin lütfunu vâ'd-i kereminden başka
Runüma olmadı ayine-i pür jenk-i hayat
Bana bahtım ile tesir-i gâmından başka
Nesvedar olmadı gönlüm feleğin bezminde
Kalmadı çekmediğim câm-i ceminden başka
Dilberimde şu cihan bağını gördüm geçtim
Sevmedin bir çiçeği gonca feminden başka
Duymaz oldum bu tarâb-gâh-i emelden bir ses
Kırılan saz-i dilin son nâ-gâmından başka
Beni peyrevliğe teşvik iden olmaz
Leylâ o sühan saz-i Nazif'in kaleminden başka
NİGÂR HANIM
________________________________________
1856'da İstanbul'da doğdu. Macar Osman Paşa'nın kızı. Kadıköy Fransız
Mektebi'ndeki öğreniminden sonra özel hocalardan edebiyat, Arapça, Farsça ve
musiki dersleri aldı. Çok iyi piyano çaldığı ve sekiz lisanda konuştuğu
biliniyor. Abdülhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem etkisinde şiir ve düzyazılar
yazdı, çeviriler yaptı. Şiirlerinin bir bölümü "Uryan Kalp" takma adıyla
Servet-i Fünun dergisinde yayınlandı. Bu şiirler, umutsuzluk, acı ve keder dolu
oluşlarıyla dikkat çeker. Yaşadığı dönemde ilk örnekleri verilen Milli Edebiyat
akımına katılmadı. Hece ölçüsüne ve dilde sadeleşmeye karşı çıkan görüşleriyle
çağdaşı gelişmelerin uzağında kaldı. Batılı Türk edebiyatının bir kadın
kaleminden çıkan ilk şiir kitabı "Efsus"u yazdı. "Elem teraneleri" diye
adlandırdığı şiirleri, döneminde kadınlara yazma ve yayımlama cesareti verdi,
erkek yazarlar üzerinde de önemli etki yaptı. Tanzimat ve Servet-i Fünun
arasında bir "ara nesil" şairi sayılır. Evindeki edebiyat sohbetlerinde
kadın-erkek, Batılı-Doğulu konukları ağırlayan bir entelektüeldi. Döneminde
kadının sosyal hayattaki yerinin değişmesi gerektiği görüşüne öncülük etti.
Giyim-kuşamı, konuşması, davranışlarıyla kendini topluma kabul ettirdi.
Hanımlara Mahsus Gazete'nin başyazarı. 2. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı
ile ödüllendirildi. Parlak yaşantısı, ilerleyen yıllarda derin bir yalnızlığa
dönüşünce umutsuzluğu ve kederi arttı. Hayatını, elemlerini, ümitlerini
anlattığı günlükleri yayınlanmadan yıllarca Aşiyan Müzesi'nde bekledi. 1918'de
İstanbul'da yaşamını yitirdi. Yazıldığı dönemde oynanan (1912) fakat basılmayan
Gırive adlı bir oyunu da var.
ESERLERİ:
ŞİİR:
Efsus 1 (1886)
Efsus 2 (1890)
Nîrân (1896)
Aks-i Sada (1900)
Safahat-ı Kalb (1901)
Elhan-ı Vatan (1916, bir bölümü düz yazı)
OYUN:
Tesir-i Aşk (ölümünden sonra, 1978)
ANI:
Hayatımın Hikayesi (1959)
BİR DAHA SÖYLE
Yegane sevdiğin âlemde ben miyim simdi?
Sahih ben miyim artık muhatab-ı askın?
Bütün o hiss-i amik-i fuad-ı pür sevkin
O ibtila-yi ezel, o alaik-i ebedi
Benim mi şahsıma mahsur? Bir daha söyle.
O sanihat-ı hazinin, o beyyinat-ı gâmın
Sahih, mülhimi hep ben miyim, bugün söyle.
Tahassüsatını, efkarını bütün söyle.
Getir şu kalbime dök varsa sevdiğim, elemin
Eden nedir seni rencud Bir daha söyle.
MAKBULE LEMAN
________________________________________
1865'te İstanbul'da dünyaya geldi. 1898'de yaşamını yitirdi. Yenileşme
döneminin Nigâr Hanım'la birlikte önemli şairlerinden. Saray Kahvecibaşısı
İbrahim Efendinin kızı. Bir görüşe göre Rüşdiyede okudu, sonra özel dersler
alarak yetişti. Bir dönem Hanımlara Mahsus Gazete’nin baş yazarı. II. Abdülhamid
tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Ömrünün son on dört yılını tedavisi
imkânsız bir hastalığın esiri olarak yatakta geçirdi. Denemeler, hikâyeler de
yazdı. Sağlığında yayımlanan şiirlerinin sayısı on iki. Bunlar tür ayrımına
gidilmeksizin Makes-i Hayal (1896) adıyla bir araya getirildi. Ölümünden sonra
bu eser, eşi tarafından, Makbule Leman hakkında yazılanlarla birlikte ikinci kez
bastırıldı.
ANNE
Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak
Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zâr zâr...
Kaderidir annenin ocaklar gibi yanmak
Hep hüzünlü eser onun ikliminde rüzgar.
Kuşlar gibi titrer o güneş yüzlü nevhayâl
Sîmasında alacakaranlık endişesi...
Her mevsim ayrı bir ıstırap, ayrı bir melâl;
Dilinde özleyişlerin sihirli bestesi...
Sînesi sımsıcak, çehresi de îmâlıdır
Semtinde herdem bir büyülü râyiha eser.
Duyguyla süzülmüş gözleri hep hummâlıdır
Altın şakaklarında sarı güller gibi ter.
Rahmet-zahmet iç içe.. bilmez geçen zamânı
Ne yazları, ne kışları, ne renkli bahârı
Ne gurûbu ne de şafağın söktüğü ânı
Her zaman duman dumandır o nazlı efkârı...
Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde
Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur...
Amansız hislerin öldüren pençelerinde
Yüreği bir matkap salınmış gibi oyulur.
Elemi çok olsa da şekvâsı işitilmez
Bir Eyyûb sabrıyla göğüsler hiç-olmazları...
Onda ızdırap bitmez, acılar dinmek bilmez
Sönmeyen bir azimle aşar aşılmazları.
Kanmaz asla sevmeye; o, sevgiye susuzdur
Şâire "su" dedirten hisle "evlât" der inler.
Herkes derin uykularda iken o uykusuzdur
El açar Yaratan'a balalarını diler...
Yürüdüğü yol, onun hislerinin yoludur
Durmaz, bir süvâri gibi yürür dolu dizgin..
O, yeryüzünde en ululardan uludur
Sînesi meleklerin sînesi kadar engin..
Zambaklar gibi sihirli çehrende
Varlığımı kucaklayan bir ışık;
Duydum o duyulmazları sînende
Sen bir rüyâsın benim için artık...
Nûru öteden pırıl pırıl sîman
Ukbâ derinlikleriyle büyülü...
Tülleniyor hülyâlarımda her an,
Ölümsüz rûhunun bembeyaz tülü...
Bir yâd-ı cemîlsin, kabrin sîneler
Hazan yaşamıştın; ölüm bahârın..
Duâyla gerilmiş bütün gönüller
Berzah yamaçlarında bestekârın.
KADINLIK
Kadınlık, ruh-ı mana-yı fazilet
Kadınlardan gelir efkra vüs’at;
Nezaketler içinde bir metnet
Nümayandır kadınlarda hakikat.
İki hemşiredir “iffet” ile “zen”
Vefdari, nezahet, hüsn-i ahlk
Cihanda hep bu ehss-ı ltife
Emanettir bu mahlk-ı zayıfa.
Ederse ilm ile eş’ara rağbet
Kadınlarca olur bir başka znet
Diryetten alır nr-ı melhat
Yürür bir intizm üzre maşet
Verir hüsn-i idre hüsne kıymet
Biçilmiş camedir nisvna tahsil
Fakat yazmak gerek ahlka dir
Kalem tutmaklığa kim olsa kdir.
Ne rütbe farzedersek biz revadır
Ki en lzım olan bizde haydır
Buna bürhn ise yüzde riddır
Tesettürle selamet revişandır.
Meleklerden uçan nur-ı likdır
Bize yüz aklığından bir nişandır
O yaşmaklar ki veche nü şandır.
İHSAN RAİF HANIM
________________________________________
1877'de Beyrut'ta dünyaya geldi. Vezir Köse Raif Paşa'nın kızı.
Babasının görevi nedeniyle pekçok yer gezdi, insan tanıdı. Özel olarak müzik,
edebiyat ve Fransızca dersleri aldı. Küçük yaştan itibaren edebiyata ilgi duydu.
Döneminin şairlerinden Rıza Tevfik'in etkisiyle halk şiri tarzında hece vezniyle
şiirler yazdı. Hece veznini kullanan ilk kadın şairlerimizden. Sade bir dili,
yalın bir anlatımı var. Bu şiirler, kadınsı, aşk dolu ve yoğun duygu içerikli.
Şiirlerinden bazılarını kendisi, çoğunu da diğer sanatçılar besteledi. İhsan
Raif Hanım'ın şiirlerinden bestelenmiş şarkılar günümüzde de dinleniyor. 1926'da
Paris'te yaşamını yitirdi.
ESERLERİ:
ŞİİR:
Gözyaşları(1914)
Kadın ve Vatan (1914)
BU SEVDADAN GEÇERSİN
Niçin beni yan bakışla süzersin
Sözlerime neden dudak bükersin
Bugün sever, yarın belki üzersin
Gel üzülme, bu sevdadan geçersin
Sevsen de hoş, sevmesen de sen beni
Ben vahşiyim, hiç sevdirtmem kendimi
Bu halimle incitirim ben seni
İncinmeden bu sevdadan geçersin
Bülbül gibi âşık olma her güle
Vefasızdır, gül inanmaz bülbüle
Çünkü şakır lalelere, sümbüle
Sümbül gibi âşkın solar geçersin
GENÇ GÜNLER
Ey, genç kanı gibi kaynayan pınar
Ey, altına yatıp kaldığım çınar
Söyledikçe hâlâ yüreğim oynar
Gölgende okudum kitab-ı aşkı
Ey, kumrulu bahçem, sümbüllü bağım
Ey, bülbüllü derem, mineli dağım
Sizinle geçti en güzel çağım
Orada dinledim rubab-ı aşkı
Muhabbet bağında kendimden geçtim
Ateşler içinde bir lale seçtim
Yandı yüreciğim, kanarak içtim
Kızıl dudağından serab-ı aşkı
GÖZYAŞLARI
Firari bahardan, aşık hazandan
Cu-yi dile ma'kes nay-i hicrandan
Nağme-yi sevdadan, bu-yi figandan
Serpildi melalin elmas taşları
Sarardı baharın payında eylül
Titredi emeller, ümidler me'lül
Döküldü uzanmış zambağa melül
Nergis-i ademin hâr gözyaşları
HIRÇIN
Bir cananım var gaayet hiyanet
Yaramaz hırçın, etmez inayet
Kendi kendinden eder şikayet
Bekleyedursun gönül vefayı
Sevmek isterim yanımdan kaçar
Uzak durursam ateşler saçar
Sitem sözlerle dilde dert açar
Fakat artırdı gönül sevdayı
Eziyet etmek en büyük zevki
Muazzeb görmek neş'esi, zevki
Şeytanlıkta hiç bulunmaz fevki
Meşke başladı gönül cefayı
Sevdirebilmek hayli emektir
Gücendim git, der, gel sev demektir
Merakı üzüp lütf eylemektir
Onsuz bulamaz gönül sefayı
GEL GİDELİM
Gün kavuştu, su karardı, beni üzme güzelim
Boynun bükük düşünme gel, ver elini gidelim
Kara, gümrah kirpiklerini kaldır, gözün göreyim
Ver elini, bak aşkına işte şahit yüreğim
Benim için her bir sözün kıymetlidir inciden
Gözyaşların akıtma gel, odur gönlüm inciten
Çiçeklerden taç öreyim, küçük güzel başına
Tel takılmaz altın gibi parıldayan saçına
Yaseminle hanımeli olur gelin askısı
O kabarmış sineciğin başım olur baskısı
Rüzgar okşar başımızı, güller bizi mest eder
Bülbül şakır, su şarıldar, neş'e gelir, gam gider
Bulutların arasından ışık verir ay bize
Yemin edip aşkımıza bakışırız göz göze
Ormanlıkta gönlümüzü birbirine bağlarız
Saadetin kemaline doya doya ağlarız
Aşk kafidir, ver elini düşünme gel gidelim
AĞLARIM
Neden gülmesin gül gibi yüzler
Niçin ağlasın o güzel gözler
Niye sevgiye sevimsiz sözler
Söylenir diye şaşar ağlarım
Şu gördüğünüz rengarenk çiçek
Sevdalı bülbül, arı, kelebek
Yek diğerini bırakıp gidecek
Vefasızlığa bakar ağlarım
Solmasın dersin sümbülüm, gülüm
Yâri elinden alacak ölüm
Bütün dünyayı inletse ünüm
Çaresizlikten coşar ağlarım
Neşe gizlenir, çöker bir melâl
Her vücud, her şey mahkum-ı zeval
Son nefese kadar tükenmez cidal
Tükenmez derdim sayar ağlarım
ŞÜKÛFE NİHAL BAŞAR
________________________________________
1896'da İstanbul'da doğdu. Eğitimine özel hocalardan ders alarak
başladı. İstanbul Darülfünun'u Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü'nden mezun
oldu. Uzun süre İstanbul Kız Lisesi'nde coğrafya ve edebiyat öğretmenliği yaptı.
1973'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Başlangıçta Tevfik Fikret’in etkisinde
aruz ölçüsüyle şiirler yazarken zaman içinde Milli edebiyat akımının ilkelerine
uygun olarak hece ölçüsünü kullanmaya başladı. Devrinin tüm şairleri gibi
Edebiyat-ı Cedide, Fecri Ati ve Milli edebiyat akımı arasında sıkıştı kaldı.
Güneş, Varlık, Aydabir, Çınaraltı, Şadırvan gibi dergilerde yayınlanan ve çoğu
hece vezniyle yazılmış şiirlerinde lirizm ve kadınsı bir içtenlik dikkat çeker.
Milli uyanış hareketi içinde de yer aldı, Fatih mitinginde etkileyici bir
konuşma yaptı. Türk Kadınlar Birliği’nin kurucuları arasındadır.
ÇOBAN NİNE
Bu tarlada doğmuştu, burada büküldü beli;
Hiç durmadan uludu bahtının kara yeli;
O, yerinde oyuldu bir çınar vakariyle...
Er verdi, evlat verdi tükenmeyen cenklere;
Hastalıkla, kıtlıkla kaç torun gömdü yere;
Saçı bir örnek oldu dağların kariyle...
Kimi vardır şu yurtta yetmiş yıllık ömrünün?
Ardında sürünerek üç koyunluk sürünün
Allahıyla baş başa kalmıştır Çoban Nine.
Bir sır gibi derindir karanlık bakışları;
Gönlünde birdir ömrün baharları, kışları;
Çekmiş ummanlar gibi her derdi sinesine.
DUYMAYAN KADINA
Topla eteklerini yerlere sürünmesin
Rüzgara cilvelenen tülleri görünmesin
Köşede kar içinde can veren çocuklar var...
Süzülerek çıkarken bir barın kapısından
Haberin yok yurdumun eleminden, yasından
Köşede kar içinde can veren çocuklar var...
Yerlere pırıltılar aksederken dizinden
Karlar göz göz olmuştur bir gözyaşı izinden
Köşede kar içinde can veren çocuklar var...
Tahammülüm yok artık çiçeklere, tüllere
Yükselen gururunla indir başını yere
Köşede kar içinde can veren çocuklar var...
HALİDE NUSRET ZORLUTUNA
________________________________________
1901'de İstanbul'da doğdu. Erenköy Kız Lisesi'ni bitirdi. Bir süre
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim
gördü. İstanbul Kız Lisesi ve yurdun çeşitli yerlerindeki liselerde yıllarca
öğretmenlik yaptı. 10 Haziran 1984'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Şiir yazmaya
mütareke yıllarında başladı. Kurtuluş Savaşı'nın etkisi ve heyacanıyla Milli
edebiyat akımına katıldı. Kadın duyarlılığıyla işlediği şiirlerinin yanı sıra
hikâye, deneme, roman türlerinde de eserler verdi.
HÜRRİYET
Bana bakın güzel kuşlar, özgür kuşlar!
Nedir bu telaş, bu gürültü, bu şenlik?
İnsanlara nispet olsun diye mi?
Biliyoruz dallar sizin
Kervan geçmez yollar sizin
Mesafeler, yakın gökler
Hep sizin.
Biz,
Kara toprağa bağlıyız ayaklarımızla
Ne çıkar, omuzda kanat olmasın kuzum, ne çıkar?
İçimizde bir şeyler var kanatlı
İçimizde gökler...
Sizinkinden daha geniş, daha derin.
Mesafelere gülüyor hayalimiz.
Güzel kuşlar, aptal kuşlar
Böbürlenmeyin bize.
İçimizde kanat çırpıyor hürriyetlerin en güzeli, içimizde!
ARZ-I HÂL
Gecenin bir saatinde
Eşiğine varan bendim
Kuşlar yuvada, kurt inde
Karanlığı yaran bendim
Sabahları erken erken
Yürek hasretle yanarken
Firkatin bahçelerinden
Vuslat gülü deren bendim
Bendim semada dolanan
Bendim oraya ney çalan
Parmakların uçlarından
Nuru alıp veren bendim
Hayır! Hiçbiri değildim
Hepsi benim hayallerim...
Dolaşarak iklim iklim
Doğru yolu soran bendim
Seni buldum şahım seni
Tut elinden üftâdeni
Koma karanlıkta beni
Mevlana! Aman efendim
GİT BAHAR
Çekil bu gölgeli yolda gezinme...
Bahar, bakışların yine pek sarhoş.
Yanılıp gönlüme misafir inme:
Kapısı kilitli, mihrabı bomboş
Mabettir orası, meyhane değil!
Altınlı başında papatya niçin?
Sarı saçlarına pembe gül takın!
Git bahar, gönlümde ibadet için,
Diz çöken kızları ürkütme sakın,
Kalbime girme, o kâşâne değil!
Ziyalar, kokular, renkler, çiçekler...
Ömrünün her günü bir başka düğün,
Bülbüller koynunda aşkı çiçekler
Güller dökülürler göğsüne bütün!..
Gerçekten güzelsin, efsane değil!
Git bahar, git bahar, uzaklarda gül!
Denize renginden bırak hediye
Ufuklarda gezin, semaya süzül
Sokulma kalbime peymane diye
Gördüklerin kandil, peymane değil!