Yazarlarımızın sevdikleri kitap okuma mekânları
Okumanın yaşı olmadığı gibi elbette yeri de yoktur. Bir kitapsever kendisine okuyacak bir mekân bulur mutlaka. Ama yine de okuma iştihanızı kabartan yerler hayatınıza girmiştir. Mesela pek çok insan Kariye Müzesi’nin avlusundaki çay bahçesine gider okumaya. Sessiz ve sakin bir yer… Erik ağacının altına kurulur, saatlerce okuyabilirsiniz. Kimse de kalk git demez size. Kimi Galata Mevlevihanesi’nin iki üç banktan oluşan bahçesine, kimi de sahil kenarlarına kurulu kayıkhanelerine gider. Piyer Loti’nin sabah saatlerindeki dinginliği ise belki de hiçbir şeye değişilmez. Acaba Türk edebiyatının sevilen yazarları nerede okumayı seviyorlar diye merak ettiğiniz oldu mu? 11 yazarımıza sorduk; nerede okursunuz ve nerelerde okunmasını tavsiye edersiniz diye. Pek çoğu evinde okumayı seviyor. Ama Karaköy’deki Tünel girişinde sayfaların arasına gömülmek isteyen çılgın tercihler de var. İşte size yazarlarımızın gözünden ve gönlünden geçen yazlık kitap okuma mekânları...
İnci Aral:
Masamdan hiçbir zaman kopamadım
Ben okuma konusunda evden ve kendi masamdan ayrılamayan bir yazarım. Ancak kitapları değişik türlere göre evin içindeki değişik yerlerde okuyorum. Roman, hikâye gibi edebi türleri gece yatağımda okurum. Tarih, sosyoloji gibi daha teorik kitapları da masamda ve çalışma odamda okuyorum. Evin dışındaki mekânlarda sadece etrafa bakarım, gözlem yaparım, malzeme toplarım. Her ne kadar ben okuyamazsam da insanlar parklarda okuyorlar. Hoşuma gidiyor bu manzaralar. Yıldız Parkı’nı bu anlamda tavsiye ederim. Ayrıca Emirgan Korusu çok güzel. Oradaki köşklerde bir yandan kahve içerken bir yandan okunabilir.
***
Nazlı Eray:
Papazın Bağı’nı seviyorum
Ankara’da Gaziosmanpaşa’daki Papazın Bağı’nı çok severim. Şehrin ortasında, yemyeşil ağaçların arasında, şırıl şırıl suların aktığı bir bahçe. Kuytu bir yerdir, güneş bile girmez. Su kenarında oturup hemen kitabınızla bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Ankara’da şehrin dışına çıkınca İncek tarafında yeşil yerler de var. Kafe Gringo mesela. Havuzlar, meyve bahçeleri, fıskiyeler… Bozkırın ortasında bir yeşillik… Bodrum’daki orkide bahçesi de çok güzeldir. Çok sıcak bir öğle sonrasında insan denizden usanmış olabilir. Gölkey’deki bu bahçede ağaçların altında kitap okunabilir.
***
Feyza Hepçilingirler:
Adalarla göz göze, kitaplarla diz dize
Karşınızda adalar, koylar, Ayvalık; yakınınızda irili ufaklı tekneler, kayıklar, sahile çıkarılmış balıkçı ağları; çevrenizdeki masalarda Türkçeyi yarım yarım konuşan, bu yüzden daha çok Rumcayı yeğleyen yaşlı Giritliler. Bir kahvenin önüne çıkarılmış tahta sandalyelerde oturuyorsunuz; önünüzdeki tahta masaya kitabınızı açmışsınız. Kahvaltı için Ayvalık tostu, yandaki seyyar tostçudan. Çaylar bittikçe tazelenmekte zaten. Deniz kıyısındaki masalar da bu kahveye ait. Başınızı kaldırdığınızda adalarla göz göze gelerek burada da okuyabilirsiniz. İçerisi daha tenhadır. Yüksek tavanlı, taş bina kışın sıcak olduğu kadar serindir yazın. Kırlangıçlar dolaşır arada; ama rahatsız etmez kimseyi. Taş Kahve’desiniz. Taş Kahve, Cunda’da. Cunda, Ayvalık’ta. İyi okumalar...
***
Lale Müldür:
Cihangir’e gitmek lâzım
Cihangir’de Mavi Kum ve Beş, kitap okumak için güzel yerlerdir. Ben kitaplarımı çalışma odamdaki divanımda okurum.
***
Ayşe Kulin:
Elimde sürekli kitap vardır
Ben kitap okumak için özel bir yere gitmedim hiç. Sürekli elimde bir kitap vardır. Evde, evimin bahçesinde, trende, uçakta, otobüste, vapurda, berberde ve her yerde okurum.
***
Buket Uzuner:
Karaköy’de Tünel girişinde
Hiçbir zaman bir yazsever olamadım ben! ‘Bazıları sıcak sever’ ya, ben serin ve soğuk, sonbahar sevenlerdenim. Işık, aydınlık evet; ama sıcaktan hep çekindim, olumsuz etkilendim. Bu yüzden çocukluk ve ilk gençlik yazlarımı hatırladığımda aklıma en ama en serin köşelere çekilip kitap okumak, yaramazlık planları yapmak, hayaller kurmak veya (suyun içine saklanmak için) yüzmek gelir. Yetişkinlik yıllarımda da yaz sıcaklarından dehşete kapılmış olarak geçmekte. Bu yüzden ‘serin köşelerde okuma’ konusu kendimi bilgili sayabildiğim ender konulardandır! İşte serin okuma köşeleri:
* Karaköy’den Tünel girişi! Allah’ım o ne güzel ve dingin serinliktir ki; her yaz Tünel’de biletçi mi olsam diye düşündürtür beni. Tünel’de birkaç tren kaçırmış gibi yaparak, dışarıda beyninizi haşlanmaktan kurtarıp kitap okunur. Ancak ayakta olduğundan biraz yorucudur.
* Moda çay bahçeleri. Hafta sonu çok kalabalık ve gürültülü olduğundan hafta içi şahanedir. Marmara-Adalar manzarası ve mis gibi incir kokusu eşliğinde -çay/kahve de ucuzdur burada- uzun uzun kitap okunur. Büyükada vapur iskelesi üstündeki Turing Kafe’de bir güvertedeymiş gibi püfür püfür kitap okunur. Buradan Belediye Başkanı’mız Kadir Topbaş’a sesleniyorum: Bu yaz hâlâ açılmamış olan Büyükada’nın sembollerinden Turing Kafe’mizin kapanmasına lütfen engel olunuz Sayın Başkan!
* Sultanahmet’teki Yeşil Ev’in şahane bahçesinde yaşlı ağaçların altında, havuz başında serin serin kitap okumak, tam bir İstanbulluluk keyfidir. Herkese tavsiye olunur. Orada rahmetli Çelik Gülersoy’a da bir selam ediniz, melekler taşır mutlaka...
* Cunda’da Hayat Bahçesi, Altay Pansiyon ve Taş Kahve...
* New York’ta Barnes and Noble kitapçılarının kafeleri...
* Londra’da Borders kitapçılarının kafeleri... Evim evim güzel evim! Hangi şehirde ve semtteysem orada evimin balkonu!
***
Pınar Kür:
Aşiyan’a karşı okurdum
Boğaziçi Üniversitesi’nin ön bahçesinde teras denilen bir yer vardır. Aşağıda Aşiyan’ı yani Tevfik Fikret’in evini ve evin çevresindeki koruyu görür. Öğrencilik yıllarımdan beri kitap okumaktan en zevk aldığım yerlerden biridir. Yalnız son gittiğimde biraz üzüldüm. Kalabalıklaşmış ve gürültülü bir yer olmuş. Şu anda daha çok evde okumayı tercih ediyorum. Ayvalık’taki bahçemde de okurum.
***
Senai Demirci:
‘Kütüphane vapur’un yolunu gözlüyorum
Çamlıca’da akşam olmuş, güneş Boğaz’ı kızıl bir gül gibi süslüyor olmalı. Bu şartlar sağlanmışsa ve ben istemeden çayım da belirli aralıklarla geliyorsa, etrafımdaki uğultulara aldırış etmeksizin, kitabımın satırlarına gömülürüm. Vasıtalar da benim için kitap okuma mekânlarıdır: Uzun otobüs yolculukları, kısa vapur seferleri köşeye kurulup dünyayı unutup okumam için en güzel fırsattır. İnşallah, İDO elini çabuk tutar da, Boğaz’ı turlayan şu “kütüphane vapur” yüzmeye başlar! Tatile gitmişsem, deniz kenarında isem, herkesin denizden el etek çektiği akşamüzeri, yıldızları da sayarak, şezlong üzerinde, dalgaların sesini de yanıma alarak ciddi kitap okumaya heveslenirim. Aynı hevesim yaylanın akşamüzeri serin meltemleri ve çayır kokusu ile ziynetlendiği vakitler için de geçerlidir.
***
Leyla İpekçi:
Kendine okuma mekânı bulmuş biri değilim
Özel bir okuma mekânı bulmuş birisi değilim. Gençliğimde vardı böyle köşelerim. Şimdi masa başında okurum. Dışarı çıktığımda zaten hiç okumamaya çalışırım, dinlenirim. Okurlara ev içinde okunmasını salık veririm. Yaz ya da kış; fark etmez. Çünkü ev içinde okumayı bilen biri, gerçek bir okurdur. Kendi başına kaldığında, hiç kimsenin zoruyla olmadan, alıp kitabını sessizlik içinde kendi kendine saatlerce yeten biri zaten başka yerde okumasa da olur.
***
Mehmet Eroğlu:
Okuma mekânı değil, zamanı önemlidir
Benim için kitap okuma mekânı değil, zamanı önemlidir. Ben zaman bulduğumda aklınıza gelebilecek her yerde kitap okuyabilirim ve okudum da: Hem cennette hem de cehennemde, yeter ki vaktim olsun. Gürültüye de pek aldırmam. Eğer kitap, okurunu kendi dünyasının içine çekiyor, kendi sessizliğini yaratıyorsa gerisi hiç de önemli değildir. Okuma, içe doğru yapılan bir yolculuktur, insanı dış dünyadan koparır. Ama bunun için sahici yazarları okumak gerekir. Belki şunu söyleyebilirim: Bir arkadaşım Conrad’ı, Karanlığın Yüreği’ni ve Lord Jim’i Afrika’da ve Uzakdoğu’da Hint Okyanusu’nda bir şilepte tayfa iken okuduğunu söylemişti. Olsa olsa bunu önemserim. Bu örnekte de mekân değil, bence kitaplar ve yazar önemli.
***
Fatma K. Barbarosoğlu:
Edebiyatın mevsimidir yaz!
Yıllar sonra okumalarımın da bir mevsimi olduğunu fark ettim. Kışın sosyoloji ve felsefe, yazın edebiyat ve tarih. Her baharda da muhakkak şiir. Bütün edebi okumalarımı cömert güneş ışıklarıyla yapmaya alışkın biri olarak, yaz tam da kitap okunacak bir mevsimdir benim için. Oradan oraya sürüklenerek geçmiş olan yaz tatillerinin hayat harcı kitapta gizlidir. Uzun yolculuklarda tekerleklerin altında akmakta olan zaman bana kesintisiz okuma saatleri sunar. Güzel manzaralı yerlerde okuyamam. Lakin yazabilirim. Tuhaftır, her yerde yazabilirim. Her yerde okuyamam lakin. Manzara beni ifsat eder. Dağıtır. Dağınıklık, bilincimi harekete geçirir. Ama okumak için yoğunlaşmaya ihtiyacım vardır daima. Çağrışımların hücumu, okumamın kalitesini bozar. Okuma ve yazmayı aynı anda yapabildiğim bir park var. Kızımı orada büyüttüm zaten. Ama adı bende kalsın. Çünkü beni orada kimse tanımıyor. Daha önce bir vesile ile bir yerde bahsetmiştim. Edebiyat âşığı gençler bahsettiğim yere gelerek adımı verip, kimliğimi aşikâr kılıp beni bulmaya çalıştı. Garsonların lüzumsuz ilgileri yüzünden “saklı bahçe”mi yitirdim.
***
Nurullah Genç:
En iyi kitap okuma yeri evdir
Okumayı bir ihtiyaç haline getirip okuduklarından kalıcı sonuçlar çıkarmasını bilenler için okuma yerinin elbette ki önemi yoktur. Sonuçta onlar okuyacak bir şeyler ve okumak için bir yer mutlaka bulurlar. İstanbul’un kalabalık yüzü ve gürültüsünü düşününce de, insanın evinden daha iyi kitap okuyabileceği bir yer yokmuş gibi hissediyorum. Bu nedenle ben şu anda evimi tercih ediyorum…