Yazarların Gariplikleri
Dickens romanlarını büyük, görkemli çalışma odasında kaleme alırmış. Düzgün
bir el yazısı ile mavi renkli kağıtlar üzerine, kağıdın rengine yakın tonda
mürekkeple yazarmış...
*****
Edgar Wallce ise, çalışmaya başlamadan önce bir işçi tulumunu giyer, sonra
da kendini hava akımından korumak için çevresini cam paravanlarla çevirttiği
büyük bir masanın başına geçermiş. Bir yandan durmadan şekerli çay içer, öte
yandan da bir ''dictaphon''a konuşurmuş. Böylelikle dakikada 60 sözcük
yazabilirmiş. Ünlü dedektif romanları yazarı, genellikle gündüzleri uyur,
geceleri çalışırmış.
*****
Mark Twain da yatakta yazanlardan... Yatağa uzanıyor, kağıtları dizinin
üstüne yerleştirip başlıyor kalem oynatmaya... Yazdıklarını yatağın üstüne
ya da yere atıyor. Yanındaki komodinden piposunu doldurup boşaltırken
yararlanıyor. ''Bana güzel bir yatak verin, size ölmez başyapıtlar
vereyim.'' sözü onunmuş.
*****
Walter Scott, erkencilerden. Sabahleyin çok erken kalkar, kahvaltı yapmadan
yazı masasına otururmuş. ''Ivanhoe'' adlı ünlü romanını ise hemen hemen
çalışmasına hiç ara vermeden, gece gündüz bir çırpıda yazıp bitirmiş.
*****
James Joyce'un yatağında, yüz aşağı yatarken yazdığı söylenir. Eski tip
siyah mürekkepli kalemle ilk müsveddelerini çiziktiren Joyce, daha sonra
kırmızı kalemle düzeltmeler yaparmış.
*****
Alexandre Dumas, en yeni, en süslü giysilerini kuşanıp yakasına da bir çiçek
yerleştirdikten sonra otururmuş yazı masasının başına. O da hiç ara vermeden
çalışırmış. Hatta, söylentiye göre, romanını bitirmeden evden çıkmamak için
ayakkabılarını ve çalışma odasının anahtarını hizmetçisine verirmiş.
*****
Balzac, başucunda yanan bir mum olmadan hiçbir şey yazamazmış. Kahve
tiryakiliğiyle de tanınan Balzac'ın bir başka özelliği ise, çoğu zaman yazı
yazarken başına bir yün atkı sarıp ayaklarını da suya sokması... Öyle ki,
onun bu adetini abartıp roman yazarken keşiş cübbesi giydiğini bile
söyleyenler var!
*****
Balzac'ın bir alışkanlığı da, her gün mutlaka belirli miktarda yazı
yazması... Sözgelimi günde 50 sayfa yazmaya karar verdiyse, dişini sıkıp 50
sayfayı dolduruyor. Belirli bir yerde, diyelim 30. sayfada takıldıysa,
formunu kaybetmemek için kopya ederek dolduruyor...
*****
Wordsworth, hiçbir yapıtını evinde, çalışma odasında yazmamış. Bu ünlü
İngiliz şairin hizmetçisi gelen ziyaretçinin bir şey sormasına fırsat
bırakmadan şöyle dermiş: ''Burası efendimin kitaplığıdır. Kendisi şimdi
çalışma yerinde; kırlarda bayırlarda dolaşıyor.''
*****
Bernard Shaw, evinin bahçesine bir kulübe yaptırtmış ve tüm yazılarını
burada kaleme almış. Shaw, kendine göre geliştirdiği bir steno yazısı
kullanırmış. Daha sonra daktilo ile yazmaya başlamış. Ancak, silik
şeritlerden nefret edermiş. Şerit silikleşince, makineyi kaptığı gibi
tamirciye götürür, şeridini değiştirtirmiş.
*****
Schiller'in yazı masası üzerinde ekşi ya da çürük elma bulundurmaktan
hoşlandığı söylenir. Yazar elmayı sık sık koklarmış. Bu koku ona yağmurdan
sonra ormanda, otlar, yapraklar arasındaymış izlenimi verirmiş. Böylece bir
düş evrenine girermiş. Bazen banyoda su içinde yazdığı olurmuş.
*****
H.G.Wells'in yapıtlarını en okunaksız el yazısı ile yazdığı söylenir. Özel
sekreteri olmasaymış, Wells'in romanları kolay kolay basılma olanağı
bulamayacakmış. Ayrıca, gençliğinde ayaklarını suya sokmadan yazamazmış.
*****
Henry James ayakta yazanlardanmış. Çalışma odasının çeşitli yerlerine yüksek
sehpalar yerleştirir; bunların üzerine kağıtlarını dağıtırmış. Ve düşüne
düşüne dolaşır, aklına gelen cümleyi en yakınında ki kağıda yazarmış. Böyle
dolaşa dolaşa çeşitli kağıtlara yazdığı cümleleri sonradan birbirine monte
edermiş.
*****
Charles Dickens, çok güç uyuyan birisiydi. Uyuyabilmek için yatağının başını
kuzeye çevirir, sonra da tam ortasına yatardı. Tam ortada olduğunu
anlayabilmek için iki kolunu uzatarak ölçü alırdı.
*****
Alexandre Dumas, doktorunun tavsiyesi üzerine uykusuzluğu yenebilmek için
her sabah yedide Arc de Triomphe önünde bir elma yerdi.
*****
Richard Wagner, Porsifol Operası üstünde çalışırken (1882) banyodan çıkmadı.
Suyun sürekli olarak sıcak tutulmasını ve içine egzotik kokular katılmasını
istedi.
*****
Edmond Rostand da Cyrano de Bergerac'ı banyoda yazmıştı. Çalışırken kimsenin
kendisini tedirgin etmesini istemezdi; arkadaşlarını kapıdan çevirmeye yüzü
tutmazdı. Bu yüzden, çareyi banyosuna sığınmakta bulmuştu.
*****
Dante, belirli bir şeye ilgisini yöneltme yönünden, benzerine az rastlanır
bir insandı. Bir gün bir sokakta oturup üç saat süreyle elindeki kitabı
okudu; kitap bitince oradan uzaklaştı. O sokakta o sırada bir şenlik
yapıldığını söyledikleri zaman buna inanmak istemedi.
*****
De Quincey, okumak üzere aldığı kitapları geri vermezdi. Üstelik bunların
canına okurdu. Elindeki kitap ne denli ender, ne denli değerli olursa olsun,
işine yarayacak bölümleri kopya etmek zahmetine katlanmaz, beğendiği
sayfaları koparıp alırdı.
*****
Ondokuzuncu yüzyıl başlarında yaşamış İngiliz şair Percy Byuhe Shelley bir
okuma tutkunuydu. Günde on altı saat okuduğu olurdu. Hem de oturarak veya
yatarak değil; ayakta durarak okumayı severdi.