Öğretmenler Günü kutlama programı 2018-2019 eğitim-öğretim yılı

…………………. LİSESİ 2018-2019 EĞİTİM/ÖĞRETİM YILI
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMA PROGRAMI

Şanlı bayrağımı görünce
Okulumun gönderinde
Daha bir başka çarpar yüreğim
Her sabah açtığım kapının
Bilgiye, sevgiye, doğruluğa açıldığını
Çok iyi bilirim.

Sayın Müdürüm, Değerli Öğretmenlerim ve Sevgili arkadaşlar,
Bugün Ulu Önder ATATÜRK’ün 24 Kasım 1928’de Millet Mektepleri Başöğretmeni unvanını aldıkları gündür. Bu gün 24 Kasım 1981’den beri öğretmenler günü olarak kutlanmaktadır. Hepimize kutlu olsun.

Sizleri Başöğretmen ATATÜRK ve tüm şehitlerimiz adına bir dakikalık saygı duruşuna ve ardından söylenecek olan İSTİKLAL MARŞI’NA davet ediyorum.

Eğer yapabilirsen
Ona kitapların mucizelerini öğret
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı
Gökyüzündeki kuşların
Güneşin yüzü önündeki arıları
Ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin edebi gizemini
Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona….

Okulumuz ……. sınıfı öğrencilerinden ……………………………………….. ÖĞRETMEN OLMAK İSTİYORUM” adlı şiiri yorumlayacak.

Ona nazik davran, fakat kucaklama
Çünkü ateş çeliği saflaştırır
Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun
Bırak cesur olacak kadar sabrı olsun

Okulumuz ……. sınıfı öğrencilerinden ………………………………………..”Öğrenci gözüyle öğretmen” adlı yarışmada birincilik ödülü alan ÖĞRETMENİM adlı konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyorum.


Bir kor düşmüş yüreğime yıllar önce
Adınızı öğrenemeden daha
Sevdanıza vurulmuşum
Hıçkırarak ağlamışım hüznünüzle
Sevincinizle bir hoş olmuşum.
Yanık bir hoyrat gibi coşmuşum bazen
Bazen bir uzun havada durulmuşum.

Okulumuz ……. sınıfı öğrencilerinden ……………………………………….. “EĞİTİMDE ÖĞRETMENİN ÖNEMİ” adlı konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyorum.

Dedim ya!..
Bir kor düşmüş yüreğime yıllar önce
Osman dayıyı uğurlarken yakılan ağıtlara
Edife kızın düğün zılgıtlarına tanık olmuşum
Kara tahtalar dile gelmiş anlattıklarımla
Umutlarım yeşerip çiçek açmış nice baharlarda
Sizinle acıkmış sizinle doymuşum.

Okulumuz …… sınıfı öğrencilerinden ………………………………….. “ ÖĞRETMENE VEDA” adlı şiiri seslendirecek.

Bir gün desem ki, ben öğretmenim
Kalemimin mürekkebi alın terindir.
Vedalaşıp gidersem öğretmenim
Unutmayı unuturum da unutmadığım
Kalbimdeki en güzel yerindir.

Okulumuz sınıfı öğrencilerinden ……………………………….. ve ……………………………………………………..GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİYLE İLGİLİ ÖZLÜ SÖZLER” i sunacaklar. www.edebiyatdersi.net

Gidiyorum… Bir yanımda emeklerim
Bir yanımda
Uçsuz bucaksız hayallerim.
Sizlerde yaşayacak onlar şimdi,
Bir damla gözyaşına kıyamadığım,
İçimin derdi, saçımın akı çocuklar…
Yavrularım… Evlatlarım… Kınalı kuzularım…

Şimdi sizlere okulumuz …….. sınıfı öğrencilerinden ……………………………………Atatürk’ün 24 Mart 1923’te Kütahya Lisesinde Öğretmenlere yaptığı hitabeyi seslendirecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Okulun duvarı çöktü, altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya.
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.
Son olarak sizlere okulumuz ………. sınıfı öğrencilerinden ………………………………………. “ ÖĞRETMENİM” adlı şiiri seslendirecek.

24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla Kültür Edebiyat Kulübü’nün düzenlediği program burada sona ermiştir, bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz.

www.edebiyatdersi.net

………………
EDEBİYATÖĞRETMENİ



OLUR

…………………
OKU MÜDÜRÜ V.

ATATÜRK’ÜN ÖĞRETMENLERE HİTABI
(KÜTAHYA LİSESİ – 24 MART 1923)
“Muallime hanımlar ve muallime efendiler, bu irfan yuvası altında hepinizi bir arada görmekten ve hepinizi selamlamaktan çok memnunum.

Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri memleketin geleceğini yoğuran irfan ordusudur. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir.
Fakat bu iki ordudan hangisi daha değerlidir, hangisi bir diğerinden üstündür? Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz. Bu iki ordunun ikisi de hayatidir.
Yalnız siz irfan ordusu mensupları, sizlere mensup olduğunuz ordunun değer ve yüceliğini anlatmak için şunu söyleyeyim ki sizler ölen ve öldüren birinci orduya, niçin öldüğünü öğreten bir orduya mensupsunuz.

Biz iki ordudan birincisine, vatan çiğnemeye gelen düşman karşısında kan akıtan birinci orduya -bütün dünya bilir, bütün dünya şahit oldu ki- pek mükemmelen sahibiz. Vatanın dört sene önce düştüğü büyük felaketten sonra, yoktan var olan bu ordu, vatanı yok etmeye gelen bu düşmanı kutsal vatan toprağında boğup mahvetti. Yalnız bu orduya sahip olmakla, işimiz bitmiş, gayemiz bu ordunun zaferiyle son bulmuş değildir.

Bir millet, irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferin köklü sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla mümkündür. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun elde ettiği kazanımlar sönük kalır. Milletimizi geçek mutluluğa, kurtuluşa ulaştırmak istiyorsak, bizi ölümden kurtaran ve hayata götüren bugünkü idare şeklimizin sonsuzluğunu istiyorsak, bir an önce büyük, kusursuz, nurlu bir irfan ordusuna sahip olmak zorunluluğunda bulunduğumuzu inkar edemeyiz.

….

Arkadaşlar, asker ordusu ile irfan ordusu arasındaki birliktelik ve alakayı belirtmek için şunu da ifade edeyim, kıymetli bir eserden ordunun ruhu kumanda heyetidir deniliyor. Hakikaten böyledir. Bir ordunun kıymeti kumanda heyetinin kıymeti ile ölçülür. Siz öğretmenler, sizler de irfan ordusunun kumanda heyetisiniz. Sizin ordunuzun kıymeti de sizlerin kıymetinizle ölçülecektir. İstiklal mücadelesinde üç dört senedir düşmanı topraklarımızda mahvetmek için yaptığımız savaşla ordunun ruhu olan kumanda heyeti değerlerinin yüksekliğini nasıl ispat etmişse, bundan sonra yapacağımız yenilikler milletimize bir karanlık gibi çöken genel cehaleti mağlup etmek savaşında da irfan ordusunun ruhu olan siz öğretmenlerin aynı yeteneği ortaya koyacağınıza eminim.

Bu konuda size güveniyor ve saygı ile selamlıyorum.”

EĞİTİM – ÖĞRETİM VE ÖĞRETMEN ÜZERİNE ÖZLÜ SÖZLER
***Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla mümkündür.
(Atatürk)
*** Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakar muallim ve mürebbilerini sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
(Atatürk)
***Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır. (Atatürk)
***Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bur millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.
(Atatürk)
***Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder.
(Atatürk)
*** Öğretmenler! Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.
(Atatürk)
*** Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.
(Hz. Ali
*** Yeryüzünde öğretmenlikten daha şerefli bir meslek tanımıyorum.
(Diyojen) ***Dünyada her şeye değer biçilebilir, ama öğretmenin eserine değer biçilemez. Çünkü, onun eseri her şeydir ve hem de hiçbir şeydir.
(Socrates)
*** Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.
(Atatürk)

EĞİTİMDE ÖĞRETMENİN ÖNEMİ

Eğitim bir milletin en mühim meselesidir. Eğitime gereken önemi vermeyen milletler yok olmaya mahkûmdur. Çünkü bir milletin en önemli gücü ne tankıdır, ne topudur, ne tüfeğidir ne de parasıdır. Bir milletin en önemli gücü maddi ve manevi olarak yetişmiş evlatlarıdır. Bu evlatları yetiştirenler de öğretmenlerdir. Onun için İslam Peygamberi “Âlimlerin mürekkebi şehitlerin kanından üstündür.” buyurmaktadır. Çünkü şehidi yetiştiren, şehidin o manayı idrak etmesine vesile olan ve şehitliğin ne demek olduğunu öğreten âlimdir. Öğretmen şehitliğin manasını öğretmeseydi şehit niçin şehit olduğunun farkında olmayacaktı.

Çömlek ustası çömleğe, heykeltıraş mermere, şair kelimelere, musikişinas sese yön ve şekil verir; öğretmen de insana yön verir, şekil verir, onu eğitir. Öretmen insan mimarıdır kısaca. Mimar ne kadar kabiliyetliyse eseri de o derece görkemli ve ihtişamlı olur. Diğer taraftan mimar eseriyle övünür ve över. Usta mimarların eserlerinin sağlamlığı gibi usta öğretmenlerin talebeleri de mükemmel insan özelliği kazanır.


Rus-Japon savaşının meşhur komutanlarından Amiral Togo savaş sonrası ülkesine döndüğünde, bir kahramana yakışır şekilde karşılanmış. Tüm ülke yönetiminin katıldığı karşılama sonrasında, Amiral Togo’nun şerefine verilen yemekte Başbakan ayağa kalkar ve şöyle hitap eder: “Sayın Amiralim. Sizin bu ülke için yapmış olduğunuz kahramanlıkları, savaş meydanlarındaki emeğinizi bu topraklarda yaşayan hiç kimse unutmayacaktır. Millet olarak size çok şey borçluyuz. Şiddetli savaş meydanlarında göstermiş olduğunuz fedakârlıkların karşılığını size ödememiz mümkün değildir. Şu andan itibaren isterseniz emekli olup aileniz ve sevdiklerinizle birlikte, kalan zamanınızı değerlendirebilirsiniz. İsterseniz Kaymakamlık, Valilik, Milletvekilliği, Bakanlık veya herhangi bir mevkide talip olacağınız her kapıyı size açmaya hazırız.” Amiral Togo oturduğu yerden ayağa kalkar ve cevaben: “Sayın Başbakanım, Sevgili Konuklar. Tarafıma göstermiş olduğunuz ilgi ve alaka için hepinize teşekkür ediyorum. Evet, çok yoğun ve yorucu savaş meydanlarında askerlerimle beraber büyük zaferler elde etmiş olmanın mutluluğunu ben de yaşıyorum. Bana layık gördüğünüz tüm makam ve mevkiler için hepinize teşekkür ediyorum. Ancak ben bu makamların hiçbirisine talip olmayacağım. 0 şiddetli savaş meydanlarında fark ettiğim bir gerçek var. Hiçbir savaş insan yetiştirme mücadelesinden daha önemli değildir. Meydanlardaki savaşları kazanmak isteyen milletler önce “İnsan yetiştirme mücadelesini” kazanmak zorundadırlar. İnsan yetiştirme mücadelesinin komutanları “öğretmenlerdir “Bana bir ödül vermek istiyorsanız, beni ülkemin herhangi bir köşesinde, herhangi bir okuluna öğretmen olarak görevlendirin ki, ömrümün kalan yıllarını yeni Togo’lar yetiştirmeye adamış olayım.” demiştir.

Bu bir şuurdur. Bizim eğitimcilerimiz ve öğretmenlerimiz tarihimizde iz bırakmış öğretmelerimizi örnek almalıdırlar. Ayrıca yukarıda zikredilen örnekten de ders alarak yaptıkları işin şuurunda olmalıdırlar. Tarih de onları o zaman Yeni Bir Dünyayı kuran şuurlu nesilleri yetiştirmiş kahraman öğretmenler olarak kaydedecektir.

ÖĞRETMENİM

“Öğrenci gözüyle öğretmen” adlı yarışmada birincilik ödülü alan yazı:

Ben bir öğretmen çocuğuyum. İlk öğretmenim de annemdir. Öbür çocuklar gibi okula başlarken yabancılık çektiğimi söyleyemem. Yaşamım okulda başlamıştı. Ancak okula başlamamla yeni bir sorun önüme çıktı. Annemi öbür çocuklarla paylaşmak zorunda kalmıştım. Evde benim üzerime kanat geren, bana bir çiçek gibi özen gösteren annem, okulda ve özellikle sınıfımızda bambaşka biri oluyor, tüm çocuklar onunmuş gibi onlara da aynı sevgiyi gösteriyordu.
Dahası, onların sorunlarını eve de getiriyor ve hepsiyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Bu benim kıskançlığımı arttırıyordu. Özellikle “Ümmü” ile çok ilgileniyordu. Bu siyah saçlı, siyah gözlü, tombul yanaklı köy çocuğu pek konuşkan değildi. Teneffüslerde oyunlara da katılmazdı. İçine kapanık, sessiz bir tipti. Annem teneffüslerde “Ümmü” ile oynardı. Ümmü’nün sorununa çözüm bulabilmek için ailesi ile sıkı bir ilişki kurmuştu. Bu çalışma kısa sürede meyvesini verdi.
Ümmü oyunlara bizim çağırmamızı beklemeden katılıyor, çalışmaları ile de kendini gösteriyordu. Annemin sevinci sonsuzdu. Bir ödül almışçasına “Ümmü’yü kazandım” diye seviniyordu. Fakat sevinci uzun sürmedi. Talihsiz bir olay Ümmü’nün yaşantısını alt üst etti.
Soğuk bir kış günü evde yalnız kalan Ümmü, sobayı yakmak istemiş fakat yakamamış. Bakmış ki olmuyor, kızgın odunların üzerine gaz dökmüş ve kibriti yakmış. İşte ne oldu ise o zaman olmuş, sobadan fırlayan alevler Ümmü’yü sarmış. Dumanları gören komşular eve koşmuşlar. Ümmü’yü yarı baygın halde kurtarmışlar, yangını da bastırmışlar.
Ev kurtuldu. Fakat Ümmü geçirdiği korku nedeniyle konuşamaz oldu. Gösterildiği doktorlar Ümmü’yü ancak bir şokun konuşturabileceğini söylemişler. Annem Ümmü’yü sıkıntılı günlerinde yalnız bırakmadı. Sınıfa getiriyor, onunla yine ilgileniyordu.
Aradan iki ay geçti. Annem kalp çarpıntısı geçirerek derste rahatsızlandı. Rengi sararıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Babam bir taksi getirdi, annemi bir battaniye içinde sarsmadan arabaya yerleştiriyorlardı ki; kekeleyen bir ses işitildi. “Öğretmenim ne olur iyi ol, seni çok seviyorum.” Hepimizden önce annem tanıdı sesin sahibini. Ümmü’ydü bu.
Annem kapalı gözlerinin ardından sızan yaşlarla, “Ah ne güzel Allah’ım Ümmü de konuştu.” dedi.
Ben de Başöğretmen Atatürk’ümün eğitim ordusunda öğretmen olacağım. Ben de bilgisizliğin karanlığına ışık tutacağım. Yurdumun çocuklarına bilgiden taç öreceğim. Öğrencilerimin gönüllerinde yaşayacağım.
www.edebiyatdersi.net

ÖĞRETMENİM

“Öğrenci gözüyle öğretmen” adlı yarışmada birincilik ödülü alan yazı:

Ben bir öğretmen çocuğuyum. İlk öğretmenim de annemdir. Öbür çocuklar gibi okula başlarken yabancılık çektiğimi söyleyemem. Yaşamım okulda başlamıştı. Ancak okula başlamamla yeni bir sorun önüme çıktı. Annemi öbür çocuklarla paylaşmak zorunda kalmıştım. Evde benim üzerime kanat geren, bana bir çiçek gibi özen gösteren annem, okulda ve özellikle sınıfımızda bambaşka biri oluyor, tüm çocuklar onunmuş gibi onlara da aynı sevgiyi gösteriyordu.
Dahası, onların sorunlarını eve de getiriyor ve hepsiyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Bu benim kıskançlığımı arttırıyordu. Özellikle “Ümmü” ile çok ilgileniyordu. Bu siyah saçlı, siyah gözlü, tombul yanaklı köy çocuğu pek konuşkan değildi. Teneffüslerde oyunlara da katılmazdı. İçine kapanık, sessiz bir tipti. Annem teneffüslerde “Ümmü” ile oynardı. Ümmü’nün sorununa çözüm bulabilmek için ailesi ile sıkı bir ilişki kurmuştu. Bu çalışma kısa sürede meyvesini verdi.
Ümmü oyunlara bizim çağırmamızı beklemeden katılıyor, çalışmaları ile de kendini gösteriyordu. Annemin sevinci sonsuzdu. Bir ödül almışçasına “Ümmü’yü kazandım” diye seviniyordu. Fakat sevinci uzun sürmedi. Talihsiz bir olay Ümmü’nün yaşantısını alt üst etti.
Soğuk bir kış günü evde yalnız kalan Ümmü, sobayı yakmak istemiş fakat yakamamış. Bakmış ki olmuyor, kızgın odunların üzerine gaz dökmüş ve kibriti yakmış. İşte ne oldu ise o zaman olmuş, sobadan fırlayan alevler Ümmü’yü sarmış. Dumanları gören komşular eve koşmuşlar. Ümmü’yü yarı baygın halde kurtarmışlar, yangını da bastırmışlar.
Ev kurtuldu. Fakat Ümmü geçirdiği korku nedeniyle konuşamaz oldu. Gösterildiği doktorlar Ümmü’yü ancak bir şokun konuşturabileceğini söylemişler. Annem Ümmü’yü sıkıntılı günlerinde yalnız bırakmadı. Sınıfa getiriyor, onunla yine ilgileniyordu.
Aradan iki ay geçti. Annem kalp çarpıntısı geçirerek derste rahatsızlandı. Rengi sararıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Babam bir taksi getirdi, annemi bir battaniye içinde sarsmadan arabaya yerleştiriyorlardı ki; kekeleyen bir ses işitildi. “Öğretmenim ne olur iyi ol, seni çok seviyorum.” Hepimizden önce annem tanıdı sesin sahibini. Ümmü’ydü bu.
Annem kapalı gözlerinin ardından sızan yaşlarla, “Ah ne güzel Allah’ım Ümmü de konuştu.” dedi.
Ben de Başöğretmen Atatürk’ümün eğitim ordusunda öğretmen olacağım. Ben de bilgisizliğin karanlığına ışık tutacağım. Yurdumun çocuklarına bilgiden taç öreceğim. Öğrencilerimin gönüllerinde yaşayacağım.
www.edebiyatdersi.net


ÖĞRETMENİM
Ben bir gülüm, sen bahçıvan;
Çok açarsam eser senin,
Mis kokarsam hüner senin
Ama bir de soldurursan
Günah senin, günah senin öğretmenim…

Ben elmasım, sarraf sensin
Pırlantaysam, emek senin
Parlıyorsam yaldız senin
Ama bir de parçalarsan
Kırık senin, kırık senin öğretmenim…

Ben boş defter, kalem sensin;
Doğru yazsan yarın senin,
Güzel yazsan ikbal senin
Ama bir de karalarsan
Vicdan senin, vicdan senin öğretmenim…

Ben öğrenci, sen öğretmen;
Başarırsam hüner senin,
Kazanırsam zafer senin
Ama birde kaybedersem
Yok diyecek başka sözüm;
Yorum senin, yorum senin öğretmenim…


ÖĞRETMENİN VEDASI
Gidiyorum… Bir yanımda emeklerim,
Bir yanımda uçsuz bucaksız hayallerim.
Sizlerde yaşayacak onlar şimdi.
Bir damla gözyaşına kıyamadığım,
İçimin derdi, saçımın akı çocuklar…
Yavrularım…Evlâtlarım,
Kınalı kuzularım,
Avucu reyhan kokulu küçük dağlarım.
Kiminiz büyüdü, heybetiyle
Nam saldı, kâh korku yedi âleme,
Hatta bana bile!…
Kiminiz kurudu, kara saban arkasında
Ufalandı eller, parçalandı yürekleriniz
Toprakla beraber…Sevgisiz…
Kiminiz, daha çiçek açmadan meyve verdiniz…
Bu ihtiyarın derdi nedir bilir misiniz?
Dört adam,
Çıkacak mı benim dört kolluyu taşıyan?…
Ve olacak mı acep öbür tarafta
Yepyeni bir kara tahtam…
Benimle zamanı gelince oynadın da hazla
Alışamadığım dört duvar arasında ne işin vardı!
Hep benden önce oradaydın ne yazın ne kışın vardı…
İlk harfler, heceler, sözcükler derken
Ve o mabede seninle gelip giderken
Tutuştu ellerimiz birleşti gözlerimiz.
Karga seslerinin rüzgârlara karıştığı bir son yazdı
Son göz göze gelişimizde…
Buruk tebessümlerinle beni ağlatmıştın
ÖĞRETMENİM,CANIM….
Fatma AYDEMİR
Asarcık Emirmusa Karaköseoğlu
İlköğretim Okulu Öğretmeni / SAMSUN

ÖĞRETMEN OLMAK İSTİYORUM
Ben, öğretmen olmak istiyorum,
Ben, şairimin mısralarında dil
Genç kızımın gergefinde nakış nakış gül,
Aşığımın sazında tel
Öpülesi bir el olmak istiyorum.
Ben, öğretmen olmak istiyorum…

Ben çaresizliğin filizlendiği yerde ümit,
Korkunun mayalandığı yerde yürek,
Güçsüzlüğün güçlendiği yerde bilek olmak istiyorum.
Ben öğretmen olmak istiyorum…

Şu öksüz yavruya sımsıcak kucak,
Şu yetim çocuğa yanan bir ocak,
Çorak topraklara yağan yağmur,
Azgın sulara, bend,
Mehmed’imin elinde çağlar açan kılıç,
Ben ana, ben baba, ben Fatih, ben İbni Sina,
Ben Mimar Sinan olmak istiyorum.
Ben öğretmen olmasam diyorum,
Kim ekecek tohumları toprağa.

Ben ressamımın elinde fırça, tualinde renk
Bestekarımın en içli şarkısında nağme,
Hattatımın, nakkaşımın elinde kalem;
Ben Hoca Ali Rıza,
Ben Itri, Leyla Hanım,
Ben öğretmen olmak istiyorum.

Ben zehirli mantarların,
Deve dikenlerinin,
Ayrık otlarının boy attığı verimsiz bir toprak değil,
Ben,
Kırlarda elvan elvan çiçeklerin açtığı,
Dağlarında hür kuşların uçtuğu,
Pınarlarından susayanın içtiği,
Yollarından yiğitlerin geçtiği
Çiftçisinin başak, başak kardeşliği biçtiği
Bir vatan olmak istiyorum;
Ben, öğretmen olmak istiyorum.

Ben Hakk’a yönelen alınlarda nur,
Vatan topraklarını çevreleyen sur,
Mehmetçiğin göğsünde “iman”
Gençliğimin damarlarında “asil kan”
Bu zulme eğilmeyen baş,
Ben vatan için ağlayan gözlerde yaş,
Barışta güvercin, savaşta kartal olmak istiyorum;
Ben, öğretmen olmak istiyorum.
Nejat SEFERCİOĞLU


ogretmenler-gunu-kutlama-2018




Yorum Gönder


Benzer Yazılar


1. Türk Edebiyatı’nı dönemlerine ayırınız. (15P.) 2. Aşağıdaki cümlelerde […]

ciz

Sene Başı Edebiyat Zümresi

ciz

Cumhuriyet Dönemi’nde Roman (1950-1980) 1950-1980 arasında roman türü farklı […]

ciz

Şiir zengin imgelerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya […]

ciz