Hikâye (Öykü)
Gerçek ya da gerçeğe yakın bir olayı aktaran kısa, düzyazı şeklindeki anlatılara denir.
Hikaye kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da
sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle
roman ve diğer anlatı türlerinden ayrılır.


İnsan yaşamının bir bölümünü, yer ve zaman kavramına bağlayarak ele alınan hikâ-
yede olay ya da durum söz konusudur. Olay ya da durum kişilere bağlanır; hikâyenin
geçtiği yer ve zaman belirtilir; bunlar sürükleyici ve etkileyici anlatımla kurgulanır.
Dünya edebiyatında bilinen ilk hikâye örneği İtalyan yazar Boccaccio’nun (Bokaçyo)
Decameron (Dekameron) adlı eseridir. Eser temel olarak 1348 yılında İtalya’da ortaya
çıkan bir veba salgınını konu alır. Rusya’da Gogol (Gogöl), Dostoyevski, Turgenyev ve
Çehov hikâye türünün gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.
Batılı anlamda hikâye, Türk edebiyatına 19. yüzyılda Tanzimat’la girmiştir. İlk örne-
ğini Ahmet Mithat Efendi “Letâif-i Rivâyat” adlı eserini yazarak vermiş; “Kıssadan Hisse”
ile bu türü geliştirmiş, Samipaşazade Sezai “Küçük Şeyler” adlı eseriyle modern hikâyeyi
oluşturmaya başlamıştır. Bağımsız bir tür olma özelliğini ise Millî Edebiyat Dönemi
nde
Ömer Seyfettin’le kazanmıştır. Hikâyenin Cumhuriyet Dönemi
nde ulaşması ve edebiyatımızın Anadolu’ya açılması hususunda, Halide Edip, Yakup Kadri ve Refik Halit, bu
dönemin hikâye türünde eser veren tanınmış diğer isimlerdir.



Hikâyenin Yapı Unsurları
Hikâyede kişiler, olay örgüsü, mekân, zaman, anlatıcı ve bakış açısı olmak üzere beş
temel yapı unsuru vardır.
a. Olay: Hikâyelerde kahramanının başından geçen bir olay ya da durum anlatılır.
Olay örgüsü; metinlerde olay, ya metindeki kişiler arasında cereyan eden ilişkiler ya da
kahramanın iç çatışmaları sonucu ortaya çıkan olay halkalarına denir. Metindeki olay
sadece somut gerçeklik değil; hayal, tasarı, izlenim ve benzeri hususlar da olay örgüsü
çerçevesinde değerlendirilir.
b. Kişiler: Olayın oluşmasında etkili olan ya da olayı yaşayan insanlardır. Hikâyede az
kişi vardır. Bu kişiler “tip” olarak karşımıza çıkar ve ayrıntılı bir şekilde tanıtılmaz. Hikâ-
yede kişiler sadece olayla ilgili “çalışkanlık, titizlik, korkaklık, tembellik” gibi tek yönleriyle anlatılır. Bu bakımdan hikâyede kişilerin psikolojik özelliklerine de ayrıntılı olarak
girilmez.
c. Mekân (yer): Hikâyede sınırlı bir çevre vardır. Olayın geçtiği mekân çok ayrıntılı
anlatılmaz, kısaca tasvir edilir. Olayın anlatımı sırasında verilen ayrıntılar
mekân hakkında okuyucuya ipuçları verir.
ç. Zaman: Olayın yaşandığı dönem, an, mevsim ya da gündür. Hikâye kısa bir zaman
diliminde geçer. Konu, yazarın kendi ağzından veya kahramanın ağzından anlatılır. Özellikle durum öykülerinde zaman açık olarak belirtilmez, sezdirilir. Hatta bu tür öykülerde
zaman belli bir düzen içinde de olmayabilir. Olayın ve durumun son bulmasından başlayarak olay ya da durumun başına doğru bir anlatım ortaya konabilir.
d. Hikâyede Anlatıcı ve Bakış Açısı



Anlatıcı: Hikayede olayı okuyucu/ dinleyiciye aktaran kurmaca kişidir.
Bakış açısı: Herhangi bir varlık, olay ve insan karşısında, sahip olduğumuz dünya
görüşü, hayat tecrübesi, kültür, yaş, meslek, cinsiyet, ruh hâli ve yere göre aldığımız algı-
lama, idrak etme ve yargılama tavrıdır. Bakış açıları ve anlatıcı türleri şunlardır:
1. Hâkim bakış açısı (İlahi/Tanrısal bakış açısı): Yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak olan
her şeyi bilir, görür ve duyar. Kahramanların gönlü veya kafasından geçenleri okumaya kadar uzanır. Anlatıcı, anlattığı olayların dışında durur, gören durumundadır.
Üçüncü tekil kişi ağzıyla konuşur. Yazarın dilini kullanır ve bu sebeple ona “yazar-anlatıcı” da denilir.
2. Kahraman bakış açısı: Kahramanlardan birisidir. Bu anlatıcı, aynı zamanda olay örgüsünün bütün yükünü üstlenen asıl kahraman olabileceği gibi daha da geri planda
yer almış kahramanlardan biri de olabilir. Bir insanın sahip olduğu veya olabileceği
bilme, görme, duyma, yaşama imkânları ile sınırlıdır. Her zaman kendi yaşadıkları,
bildikleri, duydukları ve hissettiklerini öne çıkarır. Kahraman anlatıcı, birinci tekil
şahıs ağzıyla konuşur. Okuyucu ile daha sıcak, samimi ve inandırıcı bir diyalog kurmasıyla okuyucuya daha yakındır.


3. Gözlemci bakış açılı (Ben veya O) anlatıcı: Kurmaca dünyada olup bitenleri, sadece
gözlemekle yetinir. İkinci aşamada da gözlemlerini âdeta bir kamera tarafsızlığı ile
okuyucuya aktarır. Bir yansıtıcı konumundadır. Çok daha az bilgilidir. Onun bilme,
görme, duyma yetenekleri geçmiş ve geleceğe uzanmadığı gibi kahramanların ruh
hâllerine de yetişemez. Hem üçüncü tekil hem de birinci tekil olabilir. Anlatıcının
bakış açısı sınırları ve anlattıkları karşısındaki tutumuna dikkat etmek zorundadır.
Uyarı: Hikâyede tek bir bakış açısı kullanılabileceği gibi birkaçı bir arada da kullanı-
labilir.




Yorum Gönder


Benzer Yazılar


Bağlaç Kelimeleri, kelime gruplarını, cümleleri ve kimi zaman da […]

ciz

2018-2019 eğitim-öğretim yılı Türk Dili ve Edebiyatı 10. sınıf […]

ciz

Guy Montag adındaki itfaiyeci işini seven biridir. Yanmayan evlerin […]

ciz